Geçmişin Gölgesinde Aşk / Travmalar ve Bağlanma Üzerine 2

Merhaba sevgili dostlar,
Çocukluk Travmalarının Yetişkin Yaşamda Duygusal İlişkilere Etkisi üzerine kaleme aldığım yazının ikinci bölümüne hoş geldiniz.

Birinci bölüm olan bir önceki >>yazımızda<< neden hep aynı tip insanlara çekildiğimizi, neden aynı tür ilişkiler yaşadığımızı, neden ilişkilerde aynı sorunlarla karşılaştığımızı anlatmaya çalıştım. Çocukluk çağında bağlanma yeteneğimizi etkileyen eksiklikleri, bu eksikliklerin ve travmaların yetişkinlikte ilişkilerimizi nasıl etkilediği konusunu işlemiştim. Çocukluktan kalan eksikliklerin yerinin neden doldurulamayacağını da anlatmak istemiştim. 


Psikoloji biliminin önemli isimlerinin çocukluk travmaları ve yetişkinlikte duygusal ilişkiler konusunu nasıl ele aldığını anlatmak üzere kaldığımız yerden devam edelim.

“Sevgi, çocuklukta kaybedilen mutluluğun yeniden bulunma çabasıdır.” - Sigmund Freud
Aslında bir çoğumuzun aşk hayatı, Freud’un “Sevgi” tanımında bahsettiği çabanın izlerini taşır. Kimimiz çocukluğumuzda bizi görmeyen babamızın bakışlarını, partnerimizin gözlerinde arıyorken, kimimiz de çocuklukta annemizden yansıyan “koşullu” sevgiyi, partnerimizden koşulsuz bir sevgi olarak yansımasını bekleriz. 

Yani bazılarımız için aşk, yoğun bir duygulanım paylaşımı değil, geçmişle hesaplaşma haline gelmiş olabilir.

“Sevmek, eksikliğin kabulüdür. Sevgi talep eden bir birey “öteki”nin (partnerinin) arzularının kendisine yönelmesiyle tamamlanmak ister.” - Jacques Lacan

Önceki yazımızda; "Çocukken hissettiğimiz eksikliklerin, anne-baba ya da diğer bakım verenlerden alamadığımız güven, değer ve bütünlük duygusunu tanımladığını ifade etmiştim sevgili dostlar. Mesela , yetişkin çağlarda yaşadığımız ilişkideki partnerimize yüklediğimiz beklentilere neden olan dinamikler bu eksikliklerdir. Çocukluktan kalan boşlukları partnerimizin duyguları doldursun isteriz. Oysa o boşluk hiç dolmaz. Çünkü anne ya da babamızdan alamadığımız sevgiyi tamamlayacak olan tek şey, sadece ve sadece anne ya da babamızın sevgisidir. Kaldı ki sevgilimiz annemiz, babamız değildir.

“İnsanın sevilmeye, korunmaya ve yanında güven duyabileceği birine ihtiyaç duyması, açlık ya da susuzluk kadar temel bir biyolojik gereksinimdir.” - John Bowlby

Bağlanma Teorisi’ne bakacak olursak; Erken çocukluktaki bakım deneyimlerinin, yetişkinlikteki bağlanma stillerini belirlediği psikolojik modeldir Bağlanma Teorisi. 

Buna göre; Aşk, insanın güven arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkar. 

Bağlanma bir ihtiyaç halidir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ilk sosyal basamağın içindedir ve “Bağ Kurmak- Sevgi ve Aidiyet hissetmek.” olarak yer alır. Tabloda da göreceğiniz üzere eksiklik ihtiyaçlarıdır. Sevgi, aidiyet ve bağ kurmak, temelde insanın güven ihtiyacını karşılar.


Bağlanma teorisine göre, çocukluğunda ebeveynleri tarafından ihmal edilen ya da koşullu sevgiyle büyüyen bireylerin ilişkilerinde, sorunlu bağlanma diye tabir edilen durumlar görülür. Ve bu durum, bireysel farkındalık geliştirmedikçe tekrarlayan “sorunlu ilişkiler” halinde devam eder. Çünkü çocukluk döneminde temel güven ihtiyacı eksik kalmıştır.

“Partneriniz, farkında olmadan çocukluk yaralarınızı iyileştirmek için seçtiğiniz kişidir.” - Harville Hendrix

Hendrix’in sözleri ne kadar da çarpıcı değil mi? Aşk, aslında bilinçsiz bir iyileşme arayışı… Ama maalesef şifa getirmeyen bir arayış… Durmadan aynı yarayı kanatan bir arayış… 

Dolayısıyla sevgili dostlar, psikoloji dünyasında yer edinmiş önemli isimlerden bize yansıyan gerçeklikler gösteriyor ki; çocuk çağlarımızın ilişkilerimiz üzerinde önemli derecede etkisi var. 

Çocukluk döneminde yaşadığımız temel güven ve güvenlik eksikliği hayatımızdaki insanlardan sürekli olarak duygusal garanti beklememize, koşulsuz sevileceğimizden ve hiç terk edilmeyeceğimizden emin olmak için çabalamamıza neden olur. Sevgiyle ilişki kurduğumuz herkesten sürekli değersizlik hislerimizi ortadan kaldırmasını bekleriz. Onun bize sevgisini başarı olarak görür kendimize değerimizi böyle veririz. Partnerimizin sevgisi, ilgisi ve hayranlığı "yeterlilik hissi" eksikliğini doldurmaya çalışır. Ve aslında bu durum, narsistik yaraların beslendiği alandır. 

Narsisizm demişken; bugünün insanına vurmazsam olmaz... 😁
Ne istediğinden de ne istemediğinden de haberi olmayan aptal sürüsü insanlar, bir yandan haz peşinde koşarken, diğer yandan hayatlarındaki insanlardan bitmek tükenmek bilmeyen duygusal ve hatta davranışsal taleplerde bulunuyorlar. Kendilerini ve ilişkide oldukları insanları mutsuzluğa boğuyorlar.  

Oysa sevgili dostlar; beklentilerin boyutunu tamamen kendi eksikliklerimiz belirliyor. Bunlar çocukluktan kalan eksiklikler. Dolayısıyla yeri asla dolmayacak eksiklikler. Ve bu eksik hislerin tamamlanamaması partnerimizin suçu ya da hatası değil. Bunlar bizim yarım kalmış çocukluk hikâyemiz. Ve kabul edelim: Yaralarımızın ne olduğunu görmeden, sevdiğimiz insanların bizi “tamamlamasını” bekleyemeyiz. Bu bencilliktir. Bu narsisizmdir. Bu toksikliğin kendisidir.

Umut yok mu? Elbette var.

Fromm’un dediği gibi; "Sevgi bir sanattır ve öğrenilmesi mümkündür."

Sevgili dostlar;
Geçmişimizle yüzleşmeden geleceği mutlu, huzurlu ve doyumlu yaşamak mümkün değil. Aşk, “tamamlanmak” olarak romantik bir çerçeveyle tanımlanabilir olsa da “ben yaralarımla yüzleştim, şimdi seninle kendimi paylaşabilirim” diyebilmek, aşık olduğumuz insanla karşılıklı olarak tüm duygusal ihtiyaçlarımızı karşılayabilmemize olanak tanıyacaktır.

Çocukluğumuzdan kalan yaralar hepimizin içinde izler bırakır. Ama bu izler, hayat boyu taşıyacağımız bir yük olmak zorunda değil. Partneriniz geçmişteki eksikliklerinizi tamamlayacak kişi değildir; asıl güç yaşadıklarımızın bilinciyle olduğumuz insanda, benliğimizde saklıdır..

Kendi hikâyenizin kahramanı olmak demek, çocukluğukta eksik kalanları bugün kendiniz tamamlayabilmeniz demektir. İçinizdeki o küçük çocuğun elini tutmak, ona “Ben buradayım. Eksik ne varsa tamamlayacağım.” diyebilmektir.

Travmalar geçmişimizin bir parçası olabilir ve bugün yaşadıklarımızı belirleyicisi olabilir. Ama biz de travmaların yaşamımızda belirleyici olmasına engel olabiliriz. 


Unutmayın ki sevgili dostlar;
Travmaların esiri olmaya karşı koyarak, olumsuz etkilerini ortadan kaldıracak olan sadece kendinizsiniz.

Okuduğunuz için teşekkürlerimle...
Başkalarının sevgisine bağımlı, yaralı bir çocuk olmaktan çıkıp, kendini olduğu haliyle kabul etmiş, kendi değerini onaylayan yeni bir sen olmayı seçmeniz dileklerimle.

Cemal M. Bulut
cemalmuhsin.bulut@gmail.com
harmonikulup@gmail.com

Kitap Önerileri

Harville Hendrix – Aşkı Yeniden Keşfetmek
Harville Hendrix - Sevdiğini Elde Et
Amir Levine & Rachel S.F. Heller - Bağlanma
John Bowlby – Bağlanma

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim