Geçmişin Gölgesinde Aşk / Travmalar ve Bağlanma Üzerine 1
Çocukluk Travmaları ve Aşk Üzerine…
Merhaba sevgili dostlar;
Geçmişin Gölgesinde Aşk / Travmalar ve Bağlanma Üzerine başlıklı yazımı iki bölüm halinde yayınlayacağım. Serinin ilk bölümüne hoş geldiniz.
Günümüzde ilişkiler; Tinder, Bumble, İnstagram, Linkedin gibi platformlarda ekran kaydırma davranışı ve herkese erişim kolaylıkları sayesinde tam bir kaosa dönmüş durumda.
“Instagram ve Linkedin ne alaka?” diye düşünenler hiç kusura bakmasınlar ama; instagram ve linkedin manitacılık müessesesine hizmet etme aracı olarak gayet de abaza çöplüğüne dönmüş durumda.
Ama meselemiz platformlar değil,
Meselemiz, bu platformlardan ilişkilenen insanların bağlanma yeteneklerinin giderek körelmesini vurgulamaktı. Benim sosyal medya kullanıcıları öfkem yüzünden konu dağılmasın.🙂
Neden ilişkilerde kadın ve erkeklerden tek bir kalıptan çıkmışçasına davranışlar bekleniyor? Yakınlık arzusuyla ilişkilendiğimiz insanları sevgi, saygı, sadakat ve dürüstlük gibi güven verecek sorumluluklar alması yeterliyken, neden o insanı beklenti bombardımanına tutuyoruz? Neden birbirine benzeyen insanlara çekiliyoruz? Neden bütün ilişkilerimizde aynı sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz?
Bu soruların yanıtı “Çocukluğumuzda eksik kalmış olmak.” olabilir mi sizce?
Psikoloji bilimi insanın duygusal yaşamı, aşkı ve ilişkileri üzerine yıllardır aynı şeyi söylüyor;
“Geçmiş, asla geçmişte kalmaz.”
Freud’un “Bilinçdışı” dediği şey,
Bowlby’nin “bağlanma kalıpları” öğretisi,
Harville Hendrix’in “imaj teorisi" (imago),
Bunlar bizlere hep aynı şeyleri söylüyor sevgili dostlar;
“Aşk, bugünün değil, geçmişin sahnelenmesidir.”
Çocukluğunda yaşadığı travmaları sırtında taşıyan bir yetişkin, aşkı saf bir duygu paylaşımı olarak mı yaşar yoksa geçmişin tekrar ve tekrar sahnelenmesi olarak mı? Doğru yanıtları aşağıda bulacaksınız.
“Aşkın ve Bağlanmanın” Bilimi
Sevgili dostlar yazımızın anlaşılabilir olması için “Çocukluk Travması” kavramını detaylandırmak arzusundayım. "Çocukluktan kalan eksiklikler” kavramı aslında çocuklukta duygusal gelişimi yarıda bırakan ya da bozan travmatik yaşantılardır. Yazımız da bu travmaların, yetişkinlikte aşk ilişkisi içerisinde olduğumuz partnerimize yüklediğimiz anlam, arzular, ihtiyaçlar ve beklentilerin kökenini oluşturan dinamikleri anlatacaktır.
Psikoloji literatüründe bu alanda çalışmış önemli isimlerden Freud, Lacan, Bowlby ve Hendrix’i bu yazıda sıkça anacağım.
Çocuklukta Travma Dinamikleri Nelerdir?
1. Sevgisizlik
Çocuğun ebeveynlerden yeterli sevgiyi alamamasıdır. Hayatı boyunca “Ben zaten sevgiyi hak etmiyorum.” inancıyla yaşamaya neden olacaktır. Sevgisiz büyüyen bireylerin kendilerine değer vermesi için sürekli başkalarından değer görmeye ihtiyaçları olacaktır. Sürekli sevildiğine ikna edilmek ihtiyaçları olabileceği gibi kimi bireylerde duygulara yönelik kaçıngan davranışlar ortaya çıkabilir.
2. Koşullu Sevgi
Çocuğun “ancak başarılı olursam, söz dinlersem, annem/babam beni sever” mesajıyla büyüdüğü durumu tanımlar. Yetişkinlikte sürekli onay ve takdir beklemeye neden olacaktır. Çünkü ona göre sevgi, ancak efor gösterip, çabalayarak “elde edilebilir bir şey” olacaktır. Bunun nedeni, bireyin kendi varoluşunun başlı başına değerli ve yeterli olduğuna dair inanç geliştirememesidir.
3. İhmal Edilme
Fiziksel ya da duygusal ihtiyaçları görülmeyen çocuk, benliğinin ve varlığının değerini hissetmeden büyür. Varlığına değer atfedilmeyen çocuk kendini ilişkilerinde var etmek için sadece partnerin ilgisine muhtaç olacaktır. İhmal edilmiş olma durumu, yetişkinlikte yaşanan ilişkilerde partnerin sürekli kendisine ilgi göstermesi inancına ve beklentisine dönüşecektir. İlgisizlik hissedildiği anda, çocuklukta yaşanan değersizlik ve yok sayılma duygusu tetiklenecektir.
4. Aşırı Eleştiri ve Küçümsenme
Sürekli “beceriksizsin, yapamazsın, yetersizsin, abartıyorsun, bunda ağlanacak ne var?” gibi eleştirilere maruz kalan bir çocuk özgüven ve özdeğer geliştiremez. Yetişkinlikte partnerinden “sen değerlisin” mesajını almaya çabalar. Özellikle partnerinden yansıyacak olan ufacık bir eleştiri, yapıcı dahi olsa kendisini yerle bir edecektir.
5. Terk Edilme ya da Kayıp
Anne-babanın boşanması, ölümü ya da duygusal/ fiziksel olarak yakın çevrede olmaması durumudur. Yetişkinlikte yoğun bir “terk edilme korkusuna” dönüşecektir. Partner ile yaşanan fiziki uzaklık (örneğin partnerin bir kaç günlüğüne şehir dışına çıkacak olması, bir kaç gün görüşemeyecek olmak vb.) ya da ilişkide çatışmalar, travmayı tetikleyecek ve kişide yoğun bir şekilde terk edilme kaygısı ve korkusu oluşturacaktır.
6. Aşırı Korumacılık
Çocuğun bireyselleşmesine izin verilmeden büyümesi durumdur. Aşırı korumacılık, sevgiden değil, ebeveynin kendi anksiyetesini çocuğun yaşamına yansıtmasından doğar. Ebeveyn, dünyayı tehlikeli, çocuğu ise yetersiz olarak kodlar. Bu çocuk büyüdüğünde, kendi ilişki yeteneklerine güvenmekte zorlanır. İlişkide en ufak bir sorunda başarısızlık hissini felaketleştirmeye dönüştürür. İlişkinin bitmesi veya yeni bir ilişkiye doğru atılacak adımlar risk almak olacaktır. Tek başına böyle kararlar vermek, hayatta karşılaştığı en zor şey gibi görünür. Bu nedenle ilişkilere başlarken de bitirirken de sürekli arkadaşlarının, yakınlarının fikirleri ve düşünceleriyle hareket etme eğilimindedirler.
7. Öfke ve Şiddet Sarmalı
Çocuğun fiziksel şiddete varan cezalara, psikolojik baskılara maruz kalması ya da aile içi şiddet ortamına şahit olarak büyümesi durumudur. İlişkilerde ya şiddeti üretir ya da haklı haksız her durumda “kurban” rolünü üstlenir. Bazı yetişkinlerde maruz kaldığı çatışmaları, uzlaşmazlıkları, bazen toksikliği ve zorbalığı “Hak ediyorum.” düşüncesiyle sindirmeye çalıştığı sıklıkla görülür. Ayrıca ilişki içerisindeki çatışma durumlarında asabi, öfkeli ve şiddete meyilli davranışlar da ortaya çıkar.
8. Ebeveynin Kendi Travmaları
Depresif, alkolik, travmatik, narsistik ya da aşırı kaygılı bir ebeveynle büyümek durumudur. Çocuk, “ben anne-babamı mutlu etmeliyim” rolü üstlenir. Yetişkin olduğunda da; kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen ve sadece partnerini mutlu etmeye adanmış birine dönüşür. Çocuklukta bu ebeveynler arasında kendini güvende hissetmeyen çocuk, büyüdüğünde aşırı kontrollü, aşırı korumacı olabileceği gibi, ilişki içerisinde kendine ve partnerine karşı tamamen sorumsuz olabilir. Kötü alışkanlıkları ya tamamen reddeden ya da ebeveynde görüp içinde büyüdüğü kötü alışkanlıklara sahip bir yetişkine dönüşür.
Görüldüğü üzere sevgili dostlar, Çocukluktan gelen eksiklikler, sadece sevgi ve bakım eksikliği değildir. Aynı zamanda bir insanın güvende, değerli ve bütün hissedebilmesi için gereken temel ihtiyaçların karşılanmayıp eksik kalmasıdır. Bunlar “Kompleks Travma” olarak adlandırılan, , çoğunlukla gözle görülmeyen, olumsuz deneyimler kapsamına giren ve sürekliliği olan (Tekrarlanan) dinamikleri tanımlamaktadır.
En çarpıcı ve ilişkileri mahveden gerçeklik de şudur;
Çocukluktan kalan eksiklikler, yetişkin çağlarda başkaları tarafından doldurulamaz...
Çünkü çocukluk travması, bu eksiklikleri "birincil bağlanma figürleri"nden (anne-baba ya da diğer bakım üstlenenlerden) almıştır sevgili dostlar. Bu eksiklik, sadece çocuklukta ve o figürler tarafından doldurulmalıydı. İlişki içinde olduğumuz partnerimiz, geçmiş deneyimlerimizden kalan yaraları iyileştirmek, eksikliklerimizi tamamlamak için yeterli biyolojik, tarihsel ya da duygusal otoriteye sahip olmayacaktır.
Ayrıca ilişkide olduğumuz kişi bizi ne kadar severse sevsin, o sevgi şimdiye aittir. Evet hepimiz olduğumuz halimizle ve geçmişimizden getirdiklerimizle birlikte sevilmek isteriz. Sağlıklı olan da budur. Ama gerçek bambaşkadır; yaraları açan şeyler geçmişimizde kalmıştır.
Bizim yetişkin bireyler olarak yapabileceğimiz tek şey, partnerimizle güvenli bir bağ kurarak, o boşluğu sadece kendimizin doldurabileceği bir benlik inşa etmektir. O nedenle iyileşme bireyseldir. Ve sadece bireysel olarak eksikliklerimizi kabul ettiğimizde benliğimizi bütünleşmiş şekilde inşa edebiliriz. Bu noktada bize duygusal olarak destek olacak sevgili de tadından yenmez tabii ki... :)
Sevgili dostlar,
Yazımızın birinci bölümünün sonuna geldik.
Malum uzun uzun yazılar okumuyor artık insanlar.
Ben 3-4 sayfa içerikler kaleme alıyorum ama okuma süresi ortalamamız 40 saniyenin altına düşmüş. Boşa kürek çekiyorum hissine kapıldığım olsa da eğer içinizden birinin kendine ve yaşamına dair ufacık bir farkındalık yaratabilirsem benden mutlusu yok.
Bilim insanlarının geçmiş travmalar ve aşk üzerine bilimsel bilimsel neler dediklerini ve bağlanma yeteneklerimizi nasıl güçlendireceğimizi ikinci bölümde kaleme alacağım.
Okuduğunuz için teşekkür ederim :)
Cemal M. Bulut

Yorumlar
Yorum Gönder