Kitap Önerisi - Küçük Prens

Merhaba sevgili dostlar, blog sayfamda sizler için sevdiğim kitapların analizleriyle birlikte kitap önerilerinde bulunmak istiyorum. Bu yayında sizinle paylaşacağım kitap Antoine de Saint-Exupery'nin "Küçük Prens" adlı kitabı.

Küçük Bir Çocuğun Gözünden İnsan Olmak Hikayesi.

Yazar Hakkında

Antoine de Saint-Exupery, 1900 yılında Fransa’da doğdu. Yazarlığının yanı sıra bir pilot, bir filozof ve bir gözlemciydi. Kendi ifadesiyle uçmak ve düşünmek (Filozofi) onun için yalnızca birer meslek değil, insanın “kendini bulmak” yolculuğunun bir sembolüydü.

Antoine de Saint-Exupery “Küçük Prens” (Le Petit Prince) adlı eserini, 1943 yılında, İkinci Dünya Savaşı'nın en kasvetli günlerinde, sürgünde olduğu New York'ta kaleme aldı.

Savaşın ortasında kalmış bir adam, insanlığın kaybettiği saflığı, yetişkinlerin dünyasında anlam veremediği meşguliyetler arasında sıkışan çocuk ruhunu hatırlatarak insanlığa yeniden umut aşılamaya çalıştığı bir eser kaleme alıyordu.

Bu nedenle Küçük Prens adlı kitabı, bir masal sadeliğinde ama felsefi derinliği olan bir eser olarak ortaya çıkacaktı.


Küçük Prens kitabı dünya edebiyatında, yazarın genel külliyatındaki en içe dönük ve en kırılgan eser olarak kabul edilir. Savaşın acımasızlığı ve insanlığın yitirdiği değerler karşısında, yetişkinlikten umudunu kesmiş; çareyi, unutulmuş çocukluk masumiyetinde arayışının kitabıdır. Küçük Prens, yazarın ruhunu saran “anlam arayışının” masalsı ve şiirsel çığlığıdır.

Konu ve Özet (Spoiler Yoktur)

Kitabın hikayesi, uçağı Sahra Çölü'ne düşen bir pilotun, kendisini B-612 asteroitinden geldiğini söyleyen sarı saçlı, küçük bir çocukla, yani Küçük Prens ile tanışmasını ve sonrasında olanları anlatır. Bu çocuk (Yani Küçük Prens) masumiyeti, merakı ve içtenliğiyle pilotun iç dünyasına dokunmayı başarır. 

Hayatta kalmaya çalışan pilota eşlik eden Prens, evrendeki diğer asteroitleri ziyaret etmiştir. Bu gezegenlerdeki büyüklere (Kral, Bekçi, Coğrafyacı, Sarhoş/Ayyaş, İş Adamı vb.) dair anlattığı hikâyeler, aslında yetişkinliğin temel çatışması olan “Bencillik, anlamsızlık ve yüzeysel uğraşlar” eleştirisini yazarın kaleminden okura aktarma denemesidir. 

Küçük Prens, pilotun (ve tüm yetişkinlerin) dünyasını anlamlandırmaya çalışmaktadır. Rakamları seven yetişkinlerin dünyası ile yüreğiyle seven çocukların dünyası arasındaki devasa uçurumu görmüştür.

Diğer gezegenlerde tanıştığı Kral, Bekçi, İş Adamı ve diğer karakterlerin her biri insanoğlunun farklı zaaflarını temsil eder. Ama asıl hikâye, Küçük Prens’in kendi gezegeninde bıraktığı gül ve onunla kurduğu bağı anlamasıdır.

Bu arada hikayede geçen “Gül” sembolik olarak yazarın eşi Consuelo'u temsil etmektedir.

Ana Tema ve Psikolojik Katmanlar

Eserin en temel teması: sevgi, bağ kurma ve bu duygularla anlam arayışı.
Küçük Prens’in gezegenleri gezerken gördüğü her yetişkin, benlik gelişiminin karakterize olarak donduğu (kaldığı da diyebiliriz) bir noktayı simgeler. Simge ve figürler;

Kral: Kontrol takıntısı, güç yanılsaması ve güç zehirlenmesi.
İş adamı: Sahip olduklarıyla var oluşu kavrama çabasında olmak.
Ayyaş: Utanç ve pişmanlıkla kaçış.
Coğrafyacı: Bilgiyi hayatın önüne koyacak kadar önemseyerek yaşamak.
Bekçi: Anlamsız, önemsiz ve gereksiz uğraşılara takıntılı değerler yüklemek.
Tilki: Bağ kurarak uyumlanma, uyumlandıkça bağ kurma öğretisi için gerekli olan emek, sabır ve fedakarlık.

Anlatı boyunca bu figürlerin her biri; modern insanın kendine, varoluşa, yaşama yabancılaşma nedenlerini sembolize eder.

Kitapta “evcilleştirme” metaforu, tilkinin Prense söylediği “Gülü senin için bu kadar önemli yapan, ona ayırdığın zamandır.” cümlesiyle birlikte insanın duygusal bağ kurmak için emek harcaması gerektiği, ayrıca duygusal bağ kurmadan da var olamayacağı öğretisidir.

Tilkinin öğreti niteliği taşıyan cümleleri, psikolojideki bağlanma kuramı ile müthiş bir paralellik taşır. Bağlanma kuramına göre insan, sevdiği insanlarla bağ kurarak kimliğini ve yaşam içerisinde varlığının anlamını inşa eder.

Yazarın Anlatım Dili ve Üslubu

Saint-Exupery’nin dili yalın, neredeyse çocuksu, ama etkili ve derinlikli öğelerle dolu. Eserde yer alan cümleler kısa, net ve duygusal derinliği olan ifadeler-anlamlar taşıyor. Yazarın cümlelerindeki sadelik, verdiği mesajın gücünden hiçbir şey eksiltmiyor.

Her metafor (Gül, tilki, yıldızlar, çöl vb.) insanın iç dünyasındaki bir duyguyu temsil eder. Bu nedenle kitap hem masalsı hem de felsefi (varoluşçu metin) okuma sağlayan bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

Eserin Etkisi

1943’te yayımlanmasından bu yana Küçük Prens, 250’den fazla dile çevrilmiş bir eserdir sevgili dostlar. O yıllar, insani değerlerin topyekün savaşla yok edildiği bir dönemdi. Küçük Prens, bu yıkımın ardından kaybolan insani değerlerin yeniden inşa edilen bir anıtı ve masumiyetin kurtuluşu adına yazılmış adeta bir manifestodur (bence).

Okurda genellikle hüzünlü bir özlem duygusu uyandıran kitap, bize tüketimciliği, statü, etiket ve unvan takıntısını bir kenara bırakıp, hayatın içinde kendiliğinden doğan sevgi-bağlanma-fedakarlık gibi güzel hislere dönme çağrısı yapıyor. Gerçek zenginliğin, sevgiyle bağ kurarak sürdürdüğümüz ilişkiler ve bu ilişkiler için üstlendiğimiz sorumluluklar olduğunu hatırlatıyor. Unuttuğumuz için hatırlatıyor.

Her yaş grubundan okuyucuya ulaşabiliyor bu kitap. Çünkü “çocuk ve yetişkin çağın iki ayrı felsefesini” öykünme şeklinde bir arada sunuyor.

Alıntılar ve Psiko/Analiz (Psikanaliz değil:))

"Gözler kördür. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir."

Bu cümle, modern psikolojinin de onayladığı bir gerçeği vurgular sevgili dostlar. O da şu;
Gerçeklik algımız, sadece rasyonel verilerle değil, duygusal yatırımımızla da şekillenir. Küçük Prens, somut ve ölçülebilir olan (rakamlar, unvanlar) ile sevgi, sorumluluk ve anlam gibi görünmez duyguları/hisleri de öne çıkarmıştır. Bu çıkarımlar, bilişsel çarpıtmalarla dolu yetişkin zihnini aşarak, saf sezgiye ve empatiye ulaşmanın önemini anlatır. Bu, kitabın en temel felsefi mesajı bu cümledir. 

“Gülü senin için bu kadar önemli yapan, ona ayırdığın zamandır.”

Bu cümle, bağlanma, sorumluluk ve fedakarlık üzerine bir ders niteliği taşıyor sevgili dostlar. Bu alıntı Erich Fromm'un sevgiyi bir sahip olma eylemi değil, zaman ve emek harcama (vermek) eylemi olarak tanımlamasını destekleyen bir cümledir. Birini ya da bir şeyi değerli yapan, onun kendi doğası değil, bizim ona ayırdığımız duygusal ve bilişsel enerjidir.

"Çölü güzelleştiren şey, bir yerlerde bir kuyu saklıyor olmasıdır."

Bu alıntı, umut ve varoluşsal anlam üzerine bir metafordur.

Çöl, hayatın yalnızlığını, zorluklarını ve anlamsızlığını simgelerken kuyu ise, o çaresizlik içinde bile hayatın kaynağı olarak, derin anlamıyla umudun sembolü... Bu cümle bize, bir şeyin güzelliğinin ve değerinin, içinde gizlediği potansiyelden geldiğini anlatır. İnsan ruhunun en büyük tesellisi, en büyük acının içinde bile, bizi hayata bağlayacak bir kaynağın (sevgi, umut, direnç) var olabileceği inancıdır.

"Büyükler hiçbir şeyi kendi başlarına anlayamıyorlar; onlara her şeyi açıklayıp durmak da çocuklar için gerçekten çok yorucu."

Bu cümle, yetişkinliğin bilişsel katılığına yönelik keskin bir eleştiri barındırıyor.

Küçük Prens bir çocuk ve henüz sosyal koşullandırmanın baskısı altına girmemiş. Dolayısıyla, esnek ve yaratıcı zihni temsil ediyor. Büyükler ise önyargılar, roller ve kurallarla o kadar katılaşmış ki, basit bir gerçeği bile ancak uzun ve rasyonel bir açıklama ile kavrayabiliyor. Bu yorgunluk hissi, çocukluk masumiyetinin, yetişkinliğin savunma mekanizmalarıyla savaşırken hissettiği tükenmişliği yansıtıyor.

"İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar."

Exupery, tüketim kültürünün insan ilişkilerine sızdığına yönelik eleştirisiyle, modern dünyanın yüzeyselliğine ve yalnızlığa dair sosyolojik yıkımı aktarıyor okuruna. Dostluk ve aşk gibi sevgi ile kurulan derin bağlar, zaman, sabır ve emek gerektirir (tıpkı Prens'in tilkiyi "evcilleştirmesi" gibi). İnsanlar, hazır tüketim kolaylığına alıştıkları için, emek gerektiren duygusal bağlardan kaçınırlar. Sonuç; maddi olarak zengin ama duygusal olarak yoksul ve yalnız kalmış bireylerin oluşturduğu yalnız ve mutsuz bir toplum.

"Her gün aynı saatte gelmelisin. Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım."

Bu cümle, güvenli bağlanmanın, ritüelin ve rutinlerşn psikolojik faydasını anlatır. Güvenilirliğin ve öngörülebilirliğin önemini vurgular. Bağlanma Teorisi'ne göre, güvenli bağ kurmak için tutarlılık gereklidir. Tilki, Prensin her gün aynı saat gelmesini isteyerek, aslında belirsizliği azaltır. Bu öngörülebilirlik gerçekten de insanlarda, anksiyeteyi azaltır. Böylece mutluluğun beklenti aşamasında bile gerçekleşmesine olanak tanır. Çünkü sevgili dostlar "kişiler arasındaki bağ"; güven ve öngörülebilirliğin konforunda "oluşan" bir süreçtir.

Kişisel Yorum ve Eleştiri

Küçük Prens, sadece bir çocuk kitabı değil, insana insanı yansıtan bir ayna...

Eser, otantik benlik, duygusal bağlılık ve varoluşun anlamı konularında psikolojik bir değer taşır. Hatta öyle ki; birçok terapist, danışanlarına bu kitabı “duygusal farkındalık” aracı olarak önermektedir.

Küçük Prens’i her okuduğumda farklı bir yaşıma rastlarım. Bu kitap çocuk çağımda sadece bir hikâyeydi benim için. Gençliğin başlarında felsefesini keşfettim. Artık ne zaman çevremdeki insanlar tarafından duygusal anlamda suistimale uğrasam, iyi niyetlerim ve iyi duygularım sömürülse, bu kitap terapi seansı gibi gelir bana. Yaşamın telaşına kapılarak unuttuğum “kendiliğimi” yeniden ve yeniden hatırlar, duygusal olarak hafiflemiş hissederim.

Kitabın gücü de burada bence… her yaşta başka bir anlamı olması…
Son okuduğumda bana şu soruyu sordurmuştu;

“Ben zaman kalbimin sesini duyamayacak kadar büyüdüm?”

Kimine göre kitap yetişkinlerin dünyasını biraz fazla karikatürize eden aşırı soyut bir anlatıya sahip. Bu eleştiri doğru olabilir. Ama bence bu hali, kitabın masalsı etkisini güçlendiren bir şey. Hatta bu eserin bence en güçlü yönü. 

Çünkü bence bu kitabın masalsı anlatısı; bir çocuğun varoluşsal bilgeliğiyle, yetişkin birinin psikodinamik savunma mekanizmalarını yıkıp geçerek, doğrudan okurun kalbine işlemeyi başarıyor. 

Kimler Okumalı / Öneri

Sevgili dostlar bu kitap;
Kaybolmuşluk hissi taşıyan, bağ kurmakta zorlanan, dünyanın ve insanların gürültüsünden yorulmuş herkesin kendine çıkış yolu bulabileceği harika bir kitap.

Aranızda “çocukken daha mutluydum” diyenler varsa, emin olsunlar ki;
Küçük Prens'i okumaya başladığınızda her sayfada sizi elinizden tutup, o mutlu çocuğun yanına götürecek. Yeniden birlikte mutlu bir şekilde yürümeye başlayın diye...

Belki de insanı anlamak için filozoflara değil, küçük prense ihtiyacımız var. Çünkü Küçük Prens hâlâ yıldızlara bakıp dilek tutanlardan!

Benzer kitaplar:

Viktor E. Frankl – İnsanın Anlam Arayışı
Hermann Hesse – Siddhartha
Paulo Coelho – Simyacı

İlk kitap inceleme ce analizimi okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yıldızlar dileklerinizi tek tek yerine getirsin dilerim.

Sevgiyle kalın...
Cemal M. Bulut

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim