Tükenmişliğin Cinsel Yüzü

Merhaba dostlar,

Bir önceki yazımda sizlere ilişkilerde yaşanabilecek duygusal tükenmişlik üzerine bilgiler aktarmaya çalışmıştım. Bu yazımda Romantik İlişkilerde Yaşanan Tükenmişliğin "Cinsel Yaşam" boyutunu ele almak istedim.

Milyonlarca takipçim hatırlayacaktır ki, Cinsel İsteksizliğin psikolojik boyutlarını ve ilişkilere duygusal etkisi üzerine bu yazımızda bilgiler paylaşmıştım. Okuduğunuz yazımda ise cinsel isteksizliği sadece tükenmişlik sendromu üzerinden detaylandıracağım. 

Tükenmişlik sendromu genellikle "yorgunluk" olarak basitleştirilen ve bence temelde durumu doğru ifade etmeyen bir kavram olarak değerlendirilir. Oysa psikoloji ve nörobiyoloji bize Tükenmişlik kavramının çok daha derin boyutlarda değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Çünkü tükenmişlik, sadece bedensel ve ruhsal bir yorgunluk değil, aslında bir "hayatta kalma" mekanizmasıdır. 


Tükenmişliğin Cinsel Yüzüne Bilimsel Bakış

Stres durumlarında, beynimizin ana komuta merkezi olan HPA Aksı (Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal Ekseni), stres hormonu olan kortizol salgılar. Kortizol, vücuda "Şu an güvende değilsin, hayatta kal!" sinyali verir. 

Bu noktada bilinmesi gereken temel nokta "Allostatik Yük" (Allostatic Load) kavramıdır. Bu durum, vücudun sürekli stresle başa çıkma çabası sonucunda beynimizde ve hormonal sistemlerde oluşan yıpranma payıdır. Bazı durumlarda stres yaşantımızda öyle baskın hale gelir ki, böyle zamanlarda allostatik yük çok yüksektir.

Yüksek kortizol ve allostatik yük, cinsel isteği ve uyarılmayı sağlayan hormonların (özellikle testosteron ve östrojen) üretimini baskılar. “Hayatta kal” alarmı yüzünden beynimiz kan akışını hayati organlara yönlendirir ve böylece cinsel tepki döngüsünü fiziksel olarak sabote eder.

Özellikle pornografi kültürünün internet ortamındaki erişim kolaylığıyla birlikte insanlar, cinsel yaşama "performans” gözüyle bakıyor. Dolayısıyla bu insanlar, cinselliği bir zevk alanı değil, başarılı olunması gereken bir görev, yüksek performans ve rollenmeyle haz alınacak bir deneyim olarak değerlendiriyor. Bu durum, kaçınılmaz olarak cinselliğe karşı arzu ve merak duygusu ile birlikte endişe de getiriyor.

Beynimiz, stres altında yüksek kortizolün hüküm sürdüğü bir ortamda, ne pahasına olursa olsun stres kaynağını (iş yaşamı, ekonomik sorunlar, ilişki sorunu, aile sorunları vb.) çözmeye odaklanır. Sorunların çözümüne odaklanmak üzere alarm veren beynimiz, üzerine bir de cinsel deneyimde performans baskısı binmesiyle birlikte libidoyu, yani yaşam enerjisini, üreme/seks işlevinden uzaklaştırır.

Terapi odalarında, tükenmişliğin evin içine girdiğini, odalara ve sofralara sessizlikle, yataklara ise soğuklukla yansıdığını anlatan danışanların sayısı az değildir. Birçok danışan, işyerinde bitap düşüp eve geldiğinde, partnerinin ilgisini bir yük gibi hissederek daha fazla strese kapılır. Oysa sağlıklı bir cinsel yaşam, hem bedeni hem zihni, hem de ilişkiyi koruyan en güçlü kaynaklardan biridir. 

Ekonomik kaygılarla boğuşan, iş yaşamında sorunlarla mücadele etmek zorunda olup “bedensel kapanma tepkisi” yaşadığı tespit edilen danışanları gözlemleyen psikologlar, bu durumu bilinçli bir reddediş olarak değil, sinir sisteminin korunma mekanizmasını devreye sokması olarak değerlendirirler. 

Çünkü dostlar, stres altında beynimiz "Önce hayatta kal, beni bu tehlikeden kurtar. Geri kalanıyla sonra ilgileniriz," diyor. 

Unutmayınız ki; tükenmişlik, beynimizin bedenimiz aracılığıyla bize “Stres durumunda öncelik hayatta kalmak.” diyerek verdiği bir sinyaldir.

Ve yine unutulmamalıdır ki cinsel arzu, psikolojik güvenlik ister. Yaşamın içerisinde barınan stres kaynaklarından uzaklaşmadıkça arzu yeniden ortaya çıkmayabilir.

Sigmund Freud, libidinal enerji teorisini geliştirirken, ruhsal çöküş ile cinsel ilgisizlik arasında doğrudan bağ kurmuştu.

Cinsel tepki döngüsü üzerine çığır açmış, cinsel terapi alanında yıllarca çalışmış Masters ve Johnson'ın araştırmaları, cinsel işlev bozukluklarının kökeninde sıklıkla psikolojik faktörlerin yattığını göstermişti. (Cinsel İsteksizlik yazımı okuyan milyonlara selam olsun:))

Daha modern bir bakış açısını da Cinsel İsteksizlik yazımızda kaleme almış Dr. Emily Nagoski'nin araştırmalarından bahsetmiştim. Cinsel arzunun bir "gaz ve fren" sistemi olduğunu ve tükenmişliğin o fren pedalına sürekli basan en güçlü kuvvet olduğunu kanıtlamıştı Dr. Nagoski. Dolayısıyla bu, cinsel isteksizliğin kişisel bir kusur değil, biyolojik bir tepki olduğu bilimsel bir gerçektir.

Sevgili dostlar,

Tükenmişlik sendromunun cinsel yaşamı sekteye uğratması, bir alarm sistemidir. Modern çağın tuzağı, bu sinyali görmezden gelerek, bir hapla veya dayatılan herhangi bir hızlı çözümle performans koymaya devam etmek olduğuna inanılmasını sağlamaktır. Oysa cinsel isteksizlik, vücudumuzun ve ruhumuzun bize "Dur. Önce biraz yavaşlamalısın!" deme şeklidir.

Unutma ki;

Cinsel yaşamın, sağlık durumunu, stres seviyeni ve psikolojik güvenliğini gösteren en doğru, en gerçek pusuladır.

Kitap Önerileri

Bu konuda daha derinlemesine bir bakış açısı kazanmak isteyen değerli okur dostlarıma birkaç kaynak önereceğim;

Arzular: Cinsellik Üzerine Konuşulmayan Gerçekler - Emily Nagoski 
Cinsel arzulanım, güdülenme, dürtü, zevk, haz sisteminin beyinde nasıl işlediğini anlatan en iyi eserlerden birisi.

Neden Zebralar Ülser Olmaz? - Robert M. Sapolsky
Stresin ve Kortizolün insan bedeni üzerindeki yıpratıcı etkilerini (HPA Aksı dahil) bilimsel ve mizahi bir dille açıklayan şahane bir kitap.

Mahremiyetin Peşinde (Mating in Captivity) - Eshter Perel
Güven hissi ve cinsel arzu arasındaki dengeyi anlatır. Ayrıca tükenmişlik hissinin bu dengeyi bozarak mahremiyeti nasıl öldürdüğünü psikolojik açıdan irdeleyen mükemmel bir eser.

Okuduğunuz için teşekkürlerimle dostlar
Cemal M. Bulut

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim