Cinsel İsteksizlik Üzerine...

Aşkların Gizli Krizi…

Merhaba dostlar, Bugün çiftler arasındaki cinsel yaşama dair modern çağın salgınlarından biri olan cinsel isteksizlik üzerine bilgiler paylaşmak arzusundayım. Şimdiden hepinize iyi okumalar ve farkındalıklar dilerim. Yazı biraz uzun olacak...

Önce Bilim:

Nörobilim, Psikoloji ve tıp alanında yapılan araştırmalar, cinsel isteksizliğin sadece hormonlar veya fiziksel sorunlara bağlı olmadığını gösteriyor. 

Dr. Emily Nagoski'nin ünlü "Gaz ve Fren Sistemi" metaforu, cinsel isteğin bir denge işi olduğunu ortaya koyuyor. Nagoski’ye göre; Vücudumuzda cinsel arzuyu artıran bir "gaz pedalı" olduğu gibi, stresi, yorgunluğu ve kaygıyı temsil eden bir "fren pedalı" da var. Modern hayatın getirdiği zorluklar, baskılar, stresli yaşam, bu fren pedalına daha fazla basmaya neden olabiliyor.

Yani, aslında cinsel isteksizliğin kaynağı, yatak odasından çok, içinde yaşadığımız bu yorucu çağın kendisi olabiliyor…

Psikoloji biliminde, cinsel isteksizlik, Hipoaktif Cinsel İstek Bozukluğu olarak tanımlanan bir durumdur. DSM-5'te (Ruhsal Bozuklukların Tanı Kriterleri Kitabı), "Cinsel düşüncelerin, fantezilerin ve cinsel aktivite arzusunun azalması veya tamamen yok olması" şeklinde tanımlanır. 

Ancak bu yazımızda odaklanacağımız şey, klinik tanımın ötesinde olacak sevgili dostlar. Bu durumun modern insandaki görülme nedenlerine psikolojik ve sosyolojik çerçeveden yoğunlaşacağız.

Bir Klasik Haline Gelen “Modern Çağın İnsanı” Eleştirilerime Hoş Geldiniz.

Çağımızın insanı, her şeyi hızla yaşayıp tüketen, sürekli olarak kendini ispatlamak zorunda hisseden, maddi ve manevi kaygılarla hareket etmek zorunda olan, sürekli telaş içinde yaşayan yorgun insanlar. Hayat koşturmacası, sadece bedenimizi değil, ruhumuzu da tüketiyor. 

Daha önce yazmıştım, sık sık yazacağım;  Modern insanın "aşırı ben odaklı" yaşamı, kendisi dışındaki her şeyi birer araç olarak görmesine neden oluyor. İlişkiler de bu araçsallık ya da nesnellikten payını alıyor. İlişkide olduğu kişiyi duygusal ve cinsel ihtiyaçları gidermek için kullanılan birer tüketim nesnesine dönüştürmüş durumda insanlar. Bu durum, duygusal yakınlığın azalmasına ve en nihayetinde cinsel isteksizliğin kapısını aralamasına yol açan etkenlerin başında yer alan korkunç ve iki yönlü bir kötülük. Erich Fromm, modern insanın sevgiyi bir "beceri" olarak görmekten vazgeçip, onu bir "haz nesnesi" gibi tükettiğini söyler. Bu bakış açısının, cinsel yaşamımıza olumsuz izler bırakarak kendilik değerimize de olumsuzluklar yansıyacağını ifade etmektedir. 

Savaş ya da Kaç ama Sevişme!

Dolayısıyla; güven problemi duymasına rağmen birileriyle ilişkilenen, sık partner değiştirerek duygusal körlük yaşamaya başlayan, yaşadığı ilişkilerde sorunlar yaşayarak problemleri içselleştiren kadınların ve erkeklerin, beyinleri, yaşam koşullarının zorlukları, iş yaşamının stresi, ekonomik kaygılar, toplumsal çürümenin neden olduğu dış dünyaya karşı kaygı gibi zorlayıcı faktörler karşısında kaçınılmaz olarak "savaş ya da kaç" modunu aktif hale getiriyor.

Libido sadece cinsel enerji değil aynı zamanda yaşam enerjisidir sevgili dostlar. Fakat beynimizin “savaş ya da kaç” tetikleyicilerine maruz kalması yüzünden cinsel yaşamımızı da etkileyen bu enerjiyi, hayatta kalma mücadelesine yöneltmiş oluyoruz. 

Yani yaşam mücadelesi, zorluklar, stres gibi etkenler zorlayıcı olduğunda, doğal olarak ama farkında olmadan “hayatta kalma” güdüsü karşısında daha az acil ihtiyaç olan cinsel arzuyu arka plana atıyoruz.

Ayrıca dostlar,
Cinsel isteksizlik, çoğu zaman, çözülmemiş çatışmaların, kırgınlıkların, uzlaşmazlıkların ve duygusal mesafenin bir sonucu olarak ortaya çıkabiliyor. Birbirleriyle kuvvetli bir şekilde hem duygusal hem cinsel bağ kurmuş çiftler çatışmalar ve uzlaşmazlık durumlarında ortak bir duygusal zeminde buluşamadığında, çekim hissi ortadan kalkabiliyor, fiziksel yakınlık hissi anlamını kaybediyor. Dolayısıyla da cinsel arzu tükenebiliyor.

Dijital Dünyanın Pornografik Etkisi:

Sosyal medya, dijital yayın platformları, internet otamında kolayca erişilebilen pornografik yayınlar, insanlara sanki “mükemmel olan bunlar” dayatmasıyla filtrelenmiş ve gerçeklikle alakası olmayan cinsel yaşamlar sunuyor. 

Bu durum, bir çok insanın kendi ilişkilerinde performans kaygısı yaşamasına ve sonrasında yetersizlik hissine kapılmasına neden oluyor. İnsanın kendisini dış dünyada benzerleriyle (hemcinsi, akranları vb.) kıyaslama eğiliminde olan bir canlı.  Ve bu eğilim pornografi kültürüyle birlikte en mahrem alanlarımızı zehir edebiliyor bize.

Hızlıca cinsel isteksizliğe neden olacak diğer nedenleri de belirtmek gerekirse;
Cinsellik hakkında bastırılmışlık, çocukluktan gelen cinsel yaşama karşı olumsuz tutumlar geliştirmek, mevcut ilişkideki problemler, partnerin cinsel işlevi, cinsellik esnasındaki tutum ve davranışları, iktidarsızlık, erken boşalma, geçmiş travmalar, depresyon, anksiyete, alkol ve madde kullanımı.  

Cinsel isteksizliğin genel olarak kadınlarda görüldüğüne dair bir inanış var sevgili dostlar ama bu doğru değil. Bu durum, erkeklerde de yaygın olarak görülen ve erkeklik algısıyla ilişkilendirildiği için daha fazla utanç duyulan bir sorun olabiliyor. Araştırmalar, cinsel isteksizliğin her iki cinsiyette de yüksek oranlarda görüldüğünü kanıtlıyor. Manchester Üniversitesinin 2020 yılında İngiltere’de yaptığı araştırma sonucunda, pandemide cinsel isteksizlik yaşayan erkeklerin oranını % 45 kadınların oranını % 40 olarak belirlenmiş.

Yine genel olarak cinsel isteksizliğin partnere olan aşkın, tutkunun ya da çekimin bittiğine işaret olduğu düşüncesi hakimdir ancak cinsel isteksizlik her ne kadar duygusal bağın zayıfladığına dair işaret olsa da, doğrudan aşkın, tutkunun ya da çekimin bittiği anlamına gelmez. Stres, yorgunluk, iletişim sorunları veya hormonal ya da biyolojik vb. problem oluşturabilecek faktör bu duruma neden olabilmektedir.

Elbette bu sadece fiziksel/hormonal/biyolojik bir sorun da değildir. Her ne kadar hormonal ve fiziksel faktörlerde yaşanan problemler cinsel isteksizliğe neden olsa da, sorunun temelinde yatan en büyük nedenler genellikle psikolojiktir. Araştırmalara göre cinsel isteksizlik duyan insanlarda stres, kaygı, depresyon ve ilişki sorunları en yaygın sebepler arasında görülmektedir. Cinsel fizyolojiyi bilimsel olarak ilk kez detaylı inceleyen Dr. William Masters ve Dr. Virginia Johnson'ın 25 yıl süren çalışmaları, cinsel tepkinin sadece fizyolojik bir süreç olmadığını, cinsel işlevin psikolojik faktörlerden derinden etkilediğini göstermiştir.

Cinsel isteksizlik, bir başarısızlık değildir sevgili dostlar. Yaşamın bizlere yolladığı bir alarm olarak karşımıza çıkabilir. Bu alarm, bize biraz yavaşlamamz gerektiğini, hayatın, ilişkilerin ve insanların neden olduğu zorluklara odaklanırken kendimizi kaybetmememiz gerektiğini, daha az tüketmememiz gerektiğini ve sevdiğimiz kadın-erkek ile gerçek, güçlü ve sağlıklı bir bağ kurmamız gerektiğini söylüyordur… tam da zor zamanlarda daha çok faydasını göreceğimiz şekilde… 

Peki Ne Yapacağız?

Belki sen, belki de partnerin cinsel istek konusunda uyumsuzluk yaşıyorsunuzdur. Biriniz, belki de ikiniz birden ilişkinin ilk zamanlarındaki gibi sevişme arzunuzu yitirmişsinizdir. Belki de hiç isteğiniz, çekim hissiniz, yakınlık arzunuz yoktur. Hatta ve hatta temas arzunuz dahi olmayabilir. Olmayabilir. Cinsel terapide “Tutarsız Arzu Durumu” olarak değerlendirilir. Karşılıklı anlayış, sabır ve emekle çok kolay üstesinden gelinebilir bir durumdur.

Birincisi, eğer tıbbi/hormonal/biyolojik bir sorun bu isteksizliğe neden olmuyorsa, zaman zaman cinsel isteksizlik yaşamak gayet insanidir. İkincisi sevgili dostlar, bu durum karşılıklı anlayış ve saygı gerektiren bir durumdur (Ki ilişkide daha derin sorunlara yol açmasın.)

Unutmayın arkadaşlar, çağın insanlarının kolaycılığının aksine ilişkiler emek ister. “Sevgi emektir.” sözü boşuna söylenmemiştir. Aşk emek ister. Ve ister inanın ister inanmayın ama karşılıklı doyumlu, tutkulu, arzulu, harika bir cinsel yaşam da hem duygusal hem cinsel emek ister (işinize gelmediğini biliyorum sevgili pornocular.)

Partnerlerden biri cinsel isteksizlik yaşadığı bir dönemden geçiyorsa, öncelikle bu durum ilişki içerisinde sorun haline getirilmemli. Pasifize olan partnere duygusal destek verilmeli. Bu duygusal destek, partnerin kısa süre içerisinde yeniden arzulanım yaşamasına neden olabilecektir.

Bir diğer konu, bu isteksizliğin üzerine konuşmak. Arzulu olan partner, cinsel isteği azalan partnerini dinlemeli, kendi davranışlarının ya da cinsel fonksiyonlarının bu isteksizliğe neden olup olmadığını öğrenmeye gönüllü olmalıdır. Olası davranış etkisi söz konusu ise davranışların düzeltilmesi için karşılıklı işbirliği yapılmalı.

Gelelim en sevdiğim önermeye;
Muhtemelen en etkili ve yeniden arzu uyandıracak önerme de budur köftehorlar. Haberiniz olsun 🙂
Birlikte zaman geçirmek… ama öyle dümdüz zaman geçirme değil. Kankacılık, broculuk formatında hiç değil... 

Mümkün olduğunca romantik ve temaslı, cinsel isteği azalan partnerin duygularını okşayacak şekilde sevgi göstererek zaman geçirmek. Sevgi dolu romantik temaslar, erotizm uyandıracak yakınlaşma davranışları. Kesinlikle partnerimizi sıkmadan, boğmadan, rahatsız etmeden yakınlık kurmak… Yine kesinlikle partneri zorlamadan, taciz etmeden, kendisini yetersiz hissetmesine neden olmadan… 

İlişkilerde partnerler arasında görece cinsel istek farklılıkları olması normaldir sevgili dostlar. Zamanla bir tarafın cinselliğe olan ilgi ve arzusunun zayıflaması da normaldir. Önemli olan bu durumu sorun haline getirmemektir. Bu durum tek taraflı ve tek taraflı olarak 6 aydan uzun sürmesi halinde çiftler bir uzmandan destek almak üzere hareket etmelidirler.

Kitap Önerileri

Bundan sonra işlediğimiz konularla alakalı kitap önerilerinde bulunacağımı da söylyerek Cinsel İsteksizlik konusunda daha derinlemesine bilgilere erişmek adına birkaç kitap önereceğim:

Arzular: Cinsellik Üzerine Konuşulmayan Gerçekler - Emily Nagoski
Bilimsel verileri anlaşılır bir dille anlatan ve özellikle kadın cinselliği üzerindeki mitleri yıkan bir eser. Bence kadın okurlarımın başucu kitabı olmalı.

Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi - John Gottman
İlişkilerdeki duygusal bağı güçlendirmenin yollarını bilimsel olarak ele alıp aktaran bu kitap, cinsel yakınlığın temelini oluşturan duygusal bağın önemini anlamak için mükemmel bir rehber.

Sevgi Neden Önemlidir? - Sue Gerhardt
Bebeklikte ebeveynler ve çevreyle kurulan bağların yetişkinlikteki ilişkilerimizi ve cinsel yaşamımızı nasıl şekillendirdiğini anlamak için çok değerli bir kaynak.

Sevgili dostlar,
Biliyorsunuz ki Harmoni, insana ve insan yaşamına dair farkındalık yolculuğunda size ve ilişkilerinize  ayna olmak için var. Eğer sen de modern dünyanın bu yüzeyselliğinden sıkıldıysan ve gerçek bağları yeniden inşa etmek istiyorsan, Harmoni çatısı altında toplanabileceğimizi unutma lütfen.

Bana dilediğiniz konuda yazabilirsiniz. Harmoni kendisiyle, çevresiyle ve dünyanın geri kalanıyla sağlıklı bağlar kurmayı arzu eden kaliteli insanlar topluluğu olacak. Bu nedenle topluluğumuz içinde desteğe ihtiyacı olan herkesin benimle ve ekip arkadaşlarımla iletişime geçebileceğini bilmenizi isterim.

Okuduğunuz için teşekkürlerimle
Cemal M. Bulut


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim