İnsan Olmak ve İnsanı Anlamak

Merhaba sevgili dostlar…

Bugün sizinle birlikte insanlık tarihinin, felsefenin, psikolojinin, dinlerin, sanatın yani tüm insanlık mirasının içinde barınan soruya yanıt arayacağız. “İnsan nedir?”

Ve insanın daha da derinine inmek için “İnsan kimdir?” diye soracağız. 

Yanıtlarını ararken de insanı insan yapan hakikatlere odaklanacağız.

İnsan Nedir? İnsan Kimdir?

Kendini anlamaya çalışan bir varlık olarak insanı hayvandan ayıran şey akıl mıdır, bilinç midir, dil midir, sosyal yapısı mıdır? Yanıt, bunların hepsi olabilir. 

Ama çok basit bir yanıt daha var;
İnsanın kendini ve tabiatını sorgulama yetisi... İnsanı hayvandan ayıran en büyük farklardan birisi bu yetisidir.

Bildiğiniz, tanıdığınız bir tane kedi var mıdır “Neden böyleyim? Neden böyle hissediyorum?” diye soran? Bir tane at gördünüz mü “Neden hep aynı döngüye kapılıyorum?” diye soran? Binlerce kilometre göç eden bir ördek “Hayatım neden böyle?” diye kendini ve hayatını sorgular mı? Sizce bu dünyada insandan başka “Ben kimim?” diye soran bir canlı var mıdır?

Yanıtımız ne olursa olsun sevgili dostlar, insan dediğimiz şey aslında tüm bu soruların toplamından oluşan bir varlıktır.

İnsanın kadim öğretilerinden biri olan “Kendini bil.” gerçekliği aslında der ki;
İnsanın özü yaşamda “cevap bulmak” değildir… “Cevap aramaktır.”

Harmoni blog yayınlarında sizlerle çıktığımız yolculuk budur. İnsanı zihinsel ve ruhsal yönüyle anlamaya ve anlatmaya çalışmak.

İnsan Parçalara Bölünmüş Bir Bütünlüktür

Modern Psikolojinin ve Psikososyal disiplinin kabul ettiği görüşler şöyle bir gerçekliği ortaya koymaktadır; İnsanın içinde tek bir “ben” yoktur. 

Benlik, Kimlik ve Değişim başlıklı blog yayınımızda da değindiğim gibi, insanın benliği birden çok parçadan ibarettir. Tek bir benliği yoktur.

Bu çoklu benlik anlayışı, Jung'un "Gölge" (Gizlenen benlik) kavramı ile Glasser'ın "Seçim Teorisi" (Hangi benliğin dümende olduğu) yaklaşımlarını bir araya getirir. Aynı zamanda bu görüş “Humanistik Psikolojinin” temelini oluşturur. 

Bir diğer çoklu benlik kavramının sahibi Dr. Richard C. Schwartz’ın “İçsel Aile Sistemleri" (Internal Family Systems) kuramıdır. Dr. Schwartz'da insan benliğini üçe ayırmıştır;

Yaralı Benlik (Exiled Parts),
Savunmacı Benlik (Protector Parts),
Hakiki Benlik (The Self)

William James’e göre de insanın üç benliği vardır.
Ruhsal benlik,
Sosyal benlik,
Maddesel Benlik. 

Birbirinden farklı şekilde tanımlanmış olsa da insan bilimleri diyor ki; “İnsanın tek bir benliği yoktur.” Ve insan çoğu zaman bu parçaların birbiriyle çatışması içinde yaşar. 

Bir tarafımız büyür ama bir tarafımız çocukluğa sıkışır kalır. Bir tarafta çok cesur bir yanımız vardır ama bazen en olmaz şeyler içimizde korku yaratır. Bir tarafımız sürekli dış dünyaya bakar, dış dünyayı merak eder, tüm dünyaya karşı güçlü bir ilgi duyar ama diğer yanımız kendi içine kapandığında daha konforlu ve güvende hisseder.

İnsanı anlamakta zorlanmamıza neden olan da bu ikilemlerdir. Çünkü insan kendi içinde hem çoktur hem de azdır. İnsan tüm bu parçalarıyla bütündür. 

Bu yüzden sevgili dostlar; İnsan hem her şeyiyle gerçektir, hem de koskoca bir maske…

“İnsanın bütünlüğü, insanın parçalarını anlamaktan geçer.” - Carl Rogers

İnsan Kendi Savaşının Kahramanıdır.

İnsanın her bir parçası kendisinin miladıdır. Çünkü her bir benliği yaşam tecrübesiyle oluşur. Bu nedenle, hiçbir zaman insanı sadece basit bir biyolojik canlı olarak görmemeliyiz. Doğduğu andan itibaren yaşam evreleriyle oluşan hikayesini yaşamaya başlar insan. Ve bu evreler içerisinde kendisini farklı parçaların bütünü haline getiren bir geçmiş oluşur. 

Fakat geçmiş yaşam tecrübeleriyle bugünü yaşayan insan, aynı zamanda çatışmaların ortasında, sürekli denge kurmaya çalışan varoluşsal bir sanat eseridir.

İnsanların kabullenmekte zorlandığı, bastırdığı, görmekten kaçındığı Gölgeleri vardır. Bu gölgelerle yaşamı boyunca savaş halinde olacaktır. Mesela içimizde büyük bir öfke birikmiştir ancak, bu öfkeye annemiz ya da babamız tarafından anlaşılmamak sebep olduğu için öfkemizi bastırmak zorunda kalmışızdır. Çünkü “Öfkeyle kalkan zararla oturur” derler. Çünkü “Anne ve babaya öfke duyulmaz. Anne ve babaya karşı gelinmez.” derler… Bu kodlarla birlikte içimizde büyüyen öfke bize aynı zamanda utanç verir. Bu bir iç çatışmadır.

İnsan yalnız başına mutlu ve doyumlu bir yaşam süremez. Başkalarına ihtiyacı vardır. Aynı zamanda kendi içinde konforlu ve güvenli bir alanı da vardır. Ben ve biz arasında bir başka çatışmaya neden olur bu durum. Yani insan bencil bir varlıktır. Ancak ilişkilerini bencillikle sürdüremez.

Bir başka çatışma da ahlak çatışmasıdır. Düşünün sevgil dostlar; Hepimiz hayatta bir sürü seçim yaparız. Bu seçimlerin bize maliyeti nedir? Ve unutmayınız ki; Kim olduğumuzun cevabı, istek ve arzularımızın peşinden koşarken değil, "Doğru olan budur" dediğimiz anlarda ortaya çıkar. Yaptığımız seçimlerin bir bedeli vardır. Kimliğimiz, seçimlerimizin sorumluluğunu alıp başkalarına bedel ödetmekten kaçındığımızda güçlenir, sağlamlaşır ve bizi tamamlar. 

Ayrıca insan, güdülerine ve dürtülerine karşı irade gözterebilen bir varlıktır. Haz peşinde koşan bir hayvan değildir. İnsan, iradesiyle anlam ortaya çıkaran bir ruhtur. Yaşamın trajik ve zorlayıcı anlarında bile zihnimizin amaç bulma işlevi, insanı insan yapan en büyük güçtür. Yaşamımız boyunca güdülerimiz ve dürtülerimize karşı irademizle savaş halindeyizdir.

Bizler, bu dört zorlu çatışmanın ortasında, sürekli denge arayan, kırılgan ama mucizevi varlıklarız sevgili dostlar.

İnsan, İlişkileriyle Var Olan Bir Varlıktır

Bir gerçeği kabul edelim; Hiçbirimiz tek başımıza “tam” değiliz. İnsan kendini ancak bir diğer insanın gözünde, davranışında, sevgisinde, reddedişinde ya da onayında tanımlar… yani insan kendini ancak ve ancak ilişkilerinde tanır.

Hepimiz kendimizi başkalarının aynalarında ararız. Bu yüzden sevilmek isteriz. Bu yüzden anlaşılmak isteriz. Bu yüzden görülmek isteriz. Reddedilmekten korkar, kabul edilmeyi, onaylanmayı umut ederiz. İnsan psikolojisinin sağlamlığı, neredeyse tamamen bu ihtiyaçların karşılanmasından oluşur.

Çünkü ihtiyaçlarımız karşılanmadığında, hem ruhumuz hem de ilişkilerimiz yaralanır. Zaten ilişkilerimiz yaralandığında, ruhumuz da yara alır sevgili dostlar.

Bu nedenle Harmoni Blog insanın sadece iç dünyasına değil, insanın diğer insanlarla kurduğu ilişkilere de odaklanarak içerikler üretir. Çünkü insan yalnızca içsel bir varlık değil; ilişkileriyle, duygularıyla ve aidiyet hissiyle bir bütündür.

İnsan psikososyal bir varlıktır. Yani ruhu çevresiyle ilişkilerinden, çevresiyle ilişkileri de ruhundan etkilenir.

İnsan, Anlam Arayan Bir Varlıktır

Her insan, istese de istemese de bilinçli ya da bilinçsizce, anlam arayışında olan bir varlıktır. “Ben neden bu dünyadayım ve varoluş amacım ne? Benim için yaşam nedir? Neyi seçmeliyim? Ne uğruna acı çekiyorum? Neye değer vermeliyim?”

Anlam arayışı, hem insanı insan yapan hem de yaşamın içinde tutan itici güçtür.

Her ne kadar modern çağ insanı “anlam” kavramını tüketim davranışlarına kurban etmiş olsa da, “değer” kavramını popülerliğe indirgemiş olsa da, ruhsal yapısını yanlış inançlarla yıkıma uğratmış olsa da; tüm bu nedenlerle kendine yabancılaşması, başlı başına anlam arayışına ne kadar ihtiyacı olduğunun bir başka göstergesidir.

İnsan bilimleri son 10-15 yıldır modern dünyanın insanlarının yüzünden maskeleri çıkarıp, yeniden hakikate döndürmek için nasıl rehberlik yapacağını bulmaya çabalıyor. Çünkü modern çağ insanı, her geçen gün insanlığını yitiriyor.

İnsan Kendini İnşa Eden Bir Varlıktır

Hiçbirimiz tam anlamıyla kaderin cilvesi değiliz. Yaşamımız, seçimlerimizin, düşüncelerimizin, duygularımızın, inançlarımızın, davranışlarımızın ve geliştirdiğimiz alışkanlıkların toplamıyız. Bu nedenle insan, kendi kendinin mimarıdır.

Sizce Tanrı kullarının kaderini tek tek çizmiş midir, yoksa onlara seçim ve irade kazandıran aklı ve vicdanı verdikten sonra, insanı kendi yaşamıyla baş başa mı bırakmıştır?

İnancınız olsa da olmasa da bilmelisiniz ki; insanın kendi kendinin mimarı olması kendi zihninin, aklının ve duygularının ürünüdür. Kendini bilmeyen insan kendini doğru inşa edemez. İnsanın kendini doğru inşa etmesi, yaşamını daha huzurlu ve doyumlu bir şekilde sürdürmesini sağlar. 

Çünkü insan kendini tanıdıkça hangi duygunun neden ortaya çıktığını bilir. Hangi seçimlerin bedelini nasıl ödediğini, hangi seçimlerinin ödülünü aldığını fark edebilir.

Kendini inşa etmenin ruhsal, psikolojik ve ahlaki temeli vardır. Ve bu temeller sağlıklı bir şekilde atıldığında sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir toplum ortaya çıkar.

İnsan Olmak Bir Sorumluluktur

İnsan olmak kolay değildir. Zordur, yorucudur, kırılgandır ve bedel ister. Bu yüzden insan olmak bir onurdur. Ve her insan, bu onuru taşıyacak potansiyele sahiptir.

Fakat bu potansiyeli uyandırmayan, insanın kendi hakikatine yaklaşması için bir yol açmaya gönlü olmayan onursuz, şerefsiz, haysiyetsiz insan sayısı da azımsanacak gibi değildir.

İnsan olmanın onurunu taşıyan insanlarla, bu onuru taşımayan insanlar, dünyada var olan iyiliğin ve kötülüğün belirleyicisidir.

Biri, insanların birbirinin hayatında etkili olduğunu bilir ve her  ne olursa olsun seçimlerinin bedelini kendi ödemeyi seçer ki bu iyiliktir. Diğeri ise; kendi seçimlerinin bedelini başkalarının ödemesini ister. Bundan vicdanen rahatsızlık duymaz. Ki bu; en korkunç kötülüktür.

İnsan Bir Hikâyedir

“İnsan nedir?” sorusunun cevabı bence şudur;
Her insan bir hikâyedir…

“İnsan kimdir?” sorusunun cevabı ise bence şudur;
Kendi hikâyesini huzur ve mutlulukla yazmaya çabalayan bir yazardır.

Kimi uzun, kimi kısa hikâyelerin içinde bir pusula ve bir dost olmayı başaran insanlar vardır. İyi ki vardır bu insanlar. Çünkü insan olmanın, insan kalmanın, insanlaşmanın yoluna ışık tutarlar. Her ne kadar bu çağın insanları kendi karanlık duygularına ve bencil arzularına gömülmüş olsa da... 

Okuduğunuz için teşekkürler sevgili dostlar.
İnsanlığın onuruyla var olun.

Cemal M. Bulut
cemalmuhsin.bulut@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim