Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim
Geçenlerde bir kafede, yan masada oturan iki kişinin konuşmasına kulak misafiri oldum. Biri, ilişkisindeki iletişim sorunlarından yakınıp, partneri tarafından anlaşılmıyor oluşundan şikayet etti. Diğeri o bildik, bencil ve tehlikeli cümleyi kurdu;
"Boşver, değişmeye çalışma. Bu sensin tamam mı? O seni kabullensin."
Bu cümleyi kaç kez duydunuz? Acaba kaç kez kendi korkaklığımızın ve sorumsuzluğumuzun üzerini örtmek için "Ben böyleyim, yapım bu. Beni böyle kabul et." cümlelerine sığındık?
Neden sanki doğduğumuz anda bize görünmez bir "kullanma kılavuzu" verilmiş gibi ya da değiştirilemez bir yazılım yüklenmiş gibi davranıyoruz?
Peki, bu düşünce ve tavır doğru mu?
Yoksa modern insanın sorumluluktan kaçmak için uydurduğu ve bilimsel hiçbir dayanağı olmayan “kolektif bir yalan” mı?
Psikososyal alana göre yanıtımız şu sevgili dostlar; Yalan değilse bile kocaman bir yanlıştır bu ifadeler. Kişilik değil, sosyal medya profili inşa eden insanların düştüğü tuzaklardan sadece birisidir bu yanlış.
Yazımıza şu rahatsız edici soruları sorarak devam etmek istiyorum;
Sen kimsin?
Seni şu anki hâline getiren “sen” kim?
Düşüncelerinin sahibi misin, yoksa düşüncelerin seni mi yönetiyor?
Seçimlerin gerçekten sana mı ait, yoksa geçmişin gölgesine mi ait?
Kim olduğuna sen mi karar verdin, yoksa sana verilen rolü mü oynadın?
Bilim Ne Diyor? "Tarihin Sonu İllüzyonu"
“Benlik ile kişilik arasındaki çatışmayı anlamak, insanı anlamaktır.”
Alfred Adler
Duygusal ve kişisel yorumları bir kenara bırakalım ve insan bilimlerinin ne dediğine bakalım.
Modern psikolojide “benlik” ve “kişilik” arasında net bir ayrım vardır.
Benlik (self): İnsanın kendisi hakkında sahip olduğu tüm algı, düşünce ve duygulardır.
Kişilik (personality): İnsanın kendisi hakkında sahip olduğu tüm algı, düşünce ve duygularının davranışa dönüşmüş hâlidir. Dış dünyaya verdiği örüntüdür.
Gelişimsel psikolog Paul Bloom’un araştırmalarına göre, insanın ilk benlik duyguları, doğumundan sonraki 15-18. aydan itibaren gelişmeye başlar.
Ancak Mastroianni’nin 2023 yılında yaptığı çalışmalar gösteriyor ki; insan henüz 15. aydan itibaren geliştirdiği benlik duygularını, yaşamı boyunca tanımakta zorlanıyor.
Mastroianni'nin çalışmasına göre; Yetişkinlik döneminde insanlar, benlik algılarını sistematik biçimde yanlış değerlendiriyor. İnsanlar genel olarak kendini olduğundan daha iyi, daha etik, daha tutarlı veya daha mantıklı görmeye meyilli.
Gallup verileri eklenince tablo daha da ilginçleşiyor.
Dünya çapında insanların %72’si “kendini tanıdığını” söylüyor. Ama kendini tanıdığını söyleyen insanların %81’i “hayatında ne istediğini bilmediğini” kabul ediyor.
Yani görülüyor ki; insan, kendini bildiğini "zanneden" bir varlık.
Benlik-Kişilik ve Değişim
Psikolojide, "Benlik" kavramının sandığımız kadar sabit olmadığını kanıtlayan çarpıcı çalışmalar var. Bunlardan biri 2013 yılında Science dergisinde yayımlanan ve Daniel Gilbert liderliğindeki bir ekibin yürüttüğü araştırma.
Yetişkin yaş gruplarından 19.000’den fazla katılımcıyla gerçekleştirilmiş. Ortaya çıkan fenomene "Tarihin Sonu İllüzyonu" (The End of History Illusion) adını vermişler.
Araştırma şunu göstermiş;
İnsanlara "Geçtiğimiz 10 yılda ne kadar değiştiniz?" diye sorulduğunda, 19 bin insanın neredeyse tamamı kişilik ve benlik yapılarında değişimler olduğunu ifade etmişler.
Ancak aynı kişilere "Önümüzdeki 10 yılda ne kadar değişirsiniz?" diye sorulduğunda, % 79’u "Kişiliğim yerli yerine oturdu, bundan sonra kolay değişmem." cevabını vermiş.
Yani geçmişteki değişimimizi fark ediyoruz ama gelecekte değişmeyeceğimizi iddia ediyoruz. Kendimizi "tamamlanmış, olmuş bir eser" zannediyoruz.
Oysa nöroplastisite (beynin değişebilme yeteneği) ve gelişim psikolojisi verileri, insanın son nefesine kadar "değişim gösteren bir varlık" olduğunu kanıtlıyor.
Yaşam boyu gelişim kuramcısı Ericson diyor ki; “Benlik birdir ama tek değildir. Benlik yaşam boyunca değişir. Bu nedenle insanın tek bir benliği yoktur.”
Benliğimiz her seçimimizde, her ilişki deneyimimizde, her kırılmada, her eşikte “değişir.” Bu benlikler geçmiş yaşam deneyimlerimizin parçaları olarak içimizde yer edinir.
Çocuk benlik: Yaralar taşır.
Ergen benlik: Özgürlük ve özerklik ister.
Yetişkin benlik: Her şeyle pazarlık yapar.
Gelecek benlik: Şimdiki benliğimizden bir şeyler bekler.
Bu yüzden, bazen bazı şeyler “tanıdık” gelir bize.
Ve bazı şeyler de “yabancı” gelir...
Aslında bize değil, içimizdeki benliklerden birine tanıdık ya da yabancı gelir.
Bilim değiştiğimizi söylerken, biz neden değişmememiz gerektiğine inanmakta ısrar ediyoruz?
Kurgusal Benlik ve "Hikâye Anlatan Hayvan"
"İnsan düşünen bir hayvandır." demiş Aristoteles.
"Ben" dediğimiz şey; anıların, travmaların, arzuların ve korkuların zihnimizde bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Kahneman’ın çalışmaları gösteriyor ki, biz yaşadığımız hayatı değil, hatırladığımız hayatı yaşıyoruz. Ve hafızamız, sürekli olarak geçmişi bugünkü inançlarımıza uyacak şekilde yeniden kurguluyor.
Eğer benlik bir senaryo ise; kalemi elinde tutan kim?
Cevap: Çoğu zaman biz değiliz. Ailemiz, toplum, kültür ve geçmiş deneyimlerimizin yarattığı "Mantık" (Adler'in tabiriyle) bizim yerimize kalemi tutuyor. Biz sadece bize dikte edilen metni okuyan oyunculara dönüşüyoruz.
Kişilik Bir Kader Değil, Stratejidir
Peki ya kişiliğimiz?
"Sinirli biriyim", "Çekiniyorum.", "Çok duygusalım"...
Alfred Adler ve William Glasser’ın kişilik tanımları birbirine çok benzer. Kişilik; başımıza gelenlerin bir sonucu değildir. Kişilik yaşamak için geliştirdiğimiz bir stratejidir.
Adler buna "Yaşam Stili" der.
Glasser ise "Davranış Stili."
Bir çocuk düşünün; ağladığında veya öfkelendiğinde istediğini elde etmiş. Bu çocuk büyüdüğünde "agresif bir kişilik" geliştirmişse, bu agresiflik onun genetiğinde var olduğu için değildir. Öfkesini ve agresyonunu insanları kontrol etmek için, işlevsel bir araç olarak "seçmeyi" öğrendiği içindir.
Glasser Seçim Teorisiyle aynı şeyi anlatır. "Mutsuzum” diyoruz. Aslında "Mutsuz olmayı” seçiyoruz. Çünkü aslında yaptığımız ve yaptıktan sonra hissettiğimiz her şey, o anki temel ihtiyaçlarımızı (sevgi, güç, özgürlük, eğlence, anlamlandırma, hayatta kalma) karşılamak için seçtiğimiz bir davranıştan ibaret.
Özetle sevgili dostlar;
“Kişilik” benliğimizle üzerimize giydiğimiz bir kostümdür. Bu kostüm bizi bu hayatta tatmin etmiyor, eskimiş, yıpranmış ise veya üstümüzde eskisi kadar iyi durmuyorsa, haberiniz olsun ki o kostümü değiştirme gücüne sahibiz.
"Kendini Bul" Simülasyonu
Eğer seçim ve değişim insanın elindeyse, neden modern insan kendini bu kadar köşeye sıkışmış hissediyor? Neden herkes mutsuzluktan şikayetçi? Neden herkes mutsuzluktan kurtulmak için hayatında bir şeylerin değişmesini istiyor da kendini değiştirmek aklına bile gelmiyor?
Çünkü içinde yaşadığımız sistem, Jean Baudrillard’ın bahsettiği bir simülasyon evrenine dönüştü.
Sosyal medya, reklamlar ve kişisel gelişim endüstrisi bize sürekli şu fikri pompalıyor;
"Kendini Bul! Kendini bil. Hiç kimse için değişme."
"Yani yalnızlıktan, mutsuzluktan ve kendinle geber." diyor.
Zaten bugünün insanı “kişilik” inşa etmiyor artık. Sosyal medya profili inşa ediyor. Bu yüzden çağın insanı, her geçen gün kendi benliğine yabancılaşan bir varlığa dönüşüyor.
İnsanlar kendilerini “oldukları kişi” üzerinden değil, “görünmek istedikleri kişi” üzerinden tanımlamaya başlıyor. Sanki içimizde, bir yerlerde saklı kalmış, mükemmel bir "Öz Benlik" var ve biz onu keşfedersek sonsuza dek mutlu olacağız. Modern çağın en narsisistik tuzağı da bu işte sevgili dostlar.
Sonuç: Varoluşsal bir anlamsızlık. Kendini yitirmişlik duygusu. Anlamsal buharlaşma (Baudrillard bağlamı). Sorunlu kişilikler ve sorunlu ilişkiler... Oysa insan bilimlerindeki öğretide benlik; Bağ kuran, kök salan, yüzleşen ve dönüşen bir özlük.
İnsanın yaşam boyunca yapması gereken şey “kendisini” ve “kendiliğini” inşa etmektir. "Ben böyleyim, beni böyle kabul edin" gibi ifadeler sadece bencilliğimizi besleyen ifadelerdir. İlişkilerimize ve bize zarar verir.
İnşa etmek emek ister, cesaret ister. Sorumluluk ister. Carl Jung'un dediği gibi içindeki o karanlık, kıskanç, yetersiz taraflarla (insanın gölgeleri) yüzleşmeyi gerektirir.
Modern kültür ise acıdan kaçan, haz odaklı, sorumluluk almayan "ebedi çocukluk" yaratmak istiyor. Çünkü "değişemem" diyen insan, mükemmel bir tüketici haline geliyor. Mutsuzluğunu tüketmek için edindiği nesnelerle bastırmaya çalışıyor. Kendini, çevresindekileri ve ilişkilerini de hızla tüketiyor.
Simülasyon ebedi çocukluk hedefine adım adım ilerliyor. Cambridge ve Horward Üniversitelerinin her yıl düzenli olarak yaptığı araştırma sonuçları gösteriyor ki; çocukluk çağı 18'e, ergenlik çağı 38 yaşa dayanmış durumda.
Değişim ve Dönüşüm
Eğer benlik bizim içsel kurgumuzsa, hikayemizi yeniden yazabiliriz. Eğer kişilik bir stratejiyse, stratejiyi değiştirebiliriz.
Artık "Beni kırdılar." demeyelim. Ben bu olanlar karşısında “Kırılma tepkisi gösterdim.” diyelim. "Ben çok öfkeliyim" demeyelim. "Şu ana kadar kendimi savunmak için öfkeyi kullandım ama artık farklı bir yol deneyeceğimi biliyorum." diyelim.
Bunları diyebilmek kolay mı? Çok zor değil. Ama özgürlük dediğimiz şey de tam olarak burada duruyor işte sevgili dostlar.
Kendisini bir bütün olarak değil, değişim gösteren bir süreç olarak görenler daha memnun yaşıyorlar bu hayatı. Gerçek olan da bu görüştür. Çünkü benlik akışkan ve değişkendir. Kişilik ise her zaman inşa hâlindedir.
Harmoni Mottosu:
“Benliğini tanıyan insan, kendini özgürleştirir ve yaşamını güzelleştirir.”
Okuduğunuz için teşekkürlerimle,
Herkese kendilik inşasında mümkün olduğunca vicdan, şefkat, sevgi ve merhamet dilerim.
Cemal M. Bulut
cemalmuhsin.bulut@gmail.com
Harmoni Egzersizi
Önümüzdeki bir hafta boyunca kendinizi izleyin. Herhangi bir şeye ya da duruma tepki verdiğinizde, öfkelendiğinizde veya üzüldüğünüzde kendinize şu soruyu sorun;
"Şu anki davranışım (kişiliğim), hangi ihtiyacımı karşılamaya çalışıyor? Ve bugünümü hangi geçmişim yönetiyor?”
Yanıtınız ne olursa olsun sevgili dostlar;
Kendinize hoş geldiniz.

Yorumlar
Yorum Gönder