Pornografi Çağında Aşk
Seks Yapmak mı Sevişmek mi?
Cevabınızı bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. Eros öldü sevgili dostlar. Okları da kıçında kaldı.
Ron Jeremy adlı aktör, kariyeri boyunca kameralar önünde 2000’den fazla kadınla cinsel ilişkiye girmiş. Biz her zaman sağlıklı ilişkiler çerçevesinde bir kadınla ya da erkekle 2000’den fazla ilişki yaşayan insanları savunacağız.
Modern çağın insanında en büyük yanılsamalardan biri, cinsel özgürlük adı altında yaşanan "Cinsel Tüketim" çılgınlığı. Ekranlarımızdaki pikseller parladıkça, ruhumuzdaki ve ilişkilerimizdeki o mahrem ışığın sönüyor olduğunu fark etmeyen insanlar sürüsüyle bir arada yaşıyoruz.
Bugün, porno endüstrisinin gölgesinde “Seks Yapmak ile Sevişmek” arasındaki uçurumu inceleyeceğiz.
Porno Endüstrisi mi Yoksa "Süpernormal" Tuzak mı?
Durumun vehametini anlamak için bilimsel verilere bakalım sevgili dostlar. Karşımızda sadece "haylazlık" ya da “küçük bir kaçamak” yok; devasa bir ekonomik güç var.
30 yıldır dünya üzerinde ekonomik çalkalanmalardan etkilenmeyen ve global ekonomik krizlerde bile büyüyen iki sektör var. Biri porno endüstrisi, diğeri kozmetik sektörü.
2022 yılı verilerine göre porno endüstrisinin değeri 58.4 milyar dolar. 2032 yılına kadar bu rakamın 96-98 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Yapay zeka (AI) ve sanal gerçeklik (VR) teknolojileriyle birlikte, bu endüstri artık sadece "izlenen" değil, "içinde" olunan bir simülasyona doğru evrilmeye de başlıyor.
Peki bu içinde yaşanacak kadar ilerleyen teknolojinin beynimize ne yaptığını biliyor musunuz?
Harvard Üni. Psikologlarından Dr. Deirdre Barrett "Süpernormal Uyaran" (Supernormal Stimulus) adını verdiği bir dürtü güdüleniyor. "Doğada bir kuşun, kendi yumurtası yerine daha büyük, daha parlak bir yumurtayı tercih etmesi gibi bir durum ortaya çıkıyor." diyor. Doğru söylüyor çünkü içgüdüler hep "daha iyi" olana yönelmeye başladı.
İşte pornografi de budur. Filtreli bedenler, tuhaf pozisyonlar, abartılı sesler, kurgulanmış hazlar...
Bu "süpernormal" uyaranlara alışan beyin, gerçek hayattaki partnerini, o "normal" ve "gerçek" teni, sıkıcı ve yetersiz bulmaya başlar. Alın size süpernormal stimulus. Daha güzeline, daha iyisine, daha seksi olanına yöneliyor artık insanlar. Sonuç; Partnere yabancılaşma, cinsel soğukluk ve hissizleşme.
Pornografi, kadın ve erkek zihnine farklı yollardan sızarak cinsel dünyalarına enkaz bırakma riski taşır sevgili dostlar.
Pürüzsüzleştirilmiş, cerrahi müdahaleli, filtreli ve ışık oyunlarıyla sunulan "kusursuz" bedenleri gören kadın, kendi doğallığıyla mutsuz hissetmeye başlar. Kendini estetik olarak eksik, çirkin görebilir.
Ayrıca pornografi, kadına cinsellikte sürekli "hazır"ve "itaatkar" olması gerektiğini dayatır. Kadınlar, kendi hazlarını keşfetmek yerine, partnerlerini memnun etmek için pornografik rolleri taklit etme baskısı (performans anksiyetesi) hissederler.
Süpernormal uyaranlar erkekler üzerinde de olumsuz etkiler bırakır. Ekrandaki abartılı kurgulara ve "süpernormal" uyaranlarla erkek beyni, partnerinin bedenini ve doğallığını, seksüel kabiliyetlerini "yetersiz" bulmaya başlar. Sonuç; partnere yabancılaşma, cinsel isteksizlik, ereksiyon problemleridir.
Tıpkı bir uyuşturucu gibi, beyin zamanla aynı içerikten haz alamaz hale gelir. Erkek, tatmin olabilmek için daha şiddetli, daha uç ve daha aşağılayıcı içeriklere yönelebilir. (Eskalasyon Etkisi).
Seks, sevgi dolu bir paylaşım olmaktan çıkıp, sadece boşalmaya odaklı mekanik bir "tahliye işlemine" dönüşür.
Kadının "Nesne"leşmesi ve Empati Yoksunluğu
Pornografinin en karanlık yüzü, ilişkiyi ve kadını bir "haz nesnesine" indirgemesidir.
Popüler 100 yetişkin filmi üzerinde yapılan bir analiz, sahnelerin %88'inin fiziksel ve psikolojik şiddet içerdiğini gösteriyor. Ve daha korkunç olanı; bu şiddete maruz kalan kadınların "zevk alıyormuş" gibi gösterilmesi.
Bu, sadece bir fantezi değil sevgili dostlar. Porno, izleyicisine (özellikle genç erkeklere) kadının duygularını, rızasını ve refahını önemsemeden, kadını orada ruhsal bir varlık olarak değil erkeğin hazzına hizmet eden bir "nesne" olarak sunar.
Bu "nesneleştirme" kültürü, yatak odasına taşındığında, erkekler partneriyle "sevişmez" Onun bedeni üzerinden kendi narsisistik hazzınızı "tüketir".
Ahlaki Erozyon; İnsanın "Tüketim Maddesi"ne Dönüşümü
Burada ahlaki bir yıkımdan bahsediyoruz. Bu bahsettiğimiz ahlaki yıkım, geleneksel "namus" kavramı değil dostlar. Bahsettiğimiz ahlaki yıkım, insan onurunun sistematik şekilde çöküşüdür.
Immanuel Kant öğretisinde, ahlakın temel yasası şöyle ifade edilir;
“İnsanı asla bir araç olarak görme, onu her zaman bir amaç olarak gör."
Pornografi kültürü bunun tam tersini yapmaktadır. İnsanı (ve özellikle kadını), bir tatmin aracı, bir haz makinesi, kullanılacak bir zevk ürünü seviyesine indirger.
Bireysel düzeyde başlayan bu "İnsanı Nesneleştirme" alışkanlığı, zamanla toplumsal bir körlüğe dönüşür. Ekrandaki bedeni bir "et yığını" olarak görmeye alışan zihin, sokaktaki insanı, iş arkadaşını, hatta kendi eşini de bir "özne-benlik" (ya da ruhu olan, duyguları olan bir varlık) olarak görmekte zorlanır.
Geriye birbirinin gözüne bakan ama birbirini görmeyen, sadece birbirini tüketen ve işi bitince bırakan, "Kullan-At" kültürünün esiri olmuş, kalbi nasırlaşmış bir toplumlaşma kalır. (Zaten bizim topluma da bu kalmıştır.)
Son yıllarda artan cinsel şiddet olaylarının da altında porno kültürünün yer aldığı görüşü akademilerde yaygınlaşmaya başladı.
Pornografinin yarattığı bireysel yıkımın ilişkilere ve topluma yansıması bu saydıklarımdır sevgili dostlar. Ek olarak; saygı, sevgi ve merhametin yok oluşu…
Narsisizm ve "Kurban" Rolü
Çok ilginç ve yeni bir psikolojik bulguya değineceğim. 2024 yılında Manchester Üniversitesinde yapılan bir araştırma, Narsisizm ile porno bağımlılığı arasında güçlü bir bağ olduğunu göstermiş.
Bilindiği üzere narsist bireyler, aşırı bencildir ve kendini tatmin odaklı davranışlara daha yatkındırlar. Ancak işin ilginç yanı, sorumluluktan kaçmak için bağımlılıklarını "kurban rolü" üstlenerek kullanıp kendilerini ve çevrelerini manipüle ederler. "Ben bağımlıyım, elimde değil" demek, çevrelerine gösterdikleri bencilliğin üzerini örtmek için mükemmel bir bahanedir.
2024 yılında Manchester Üniversitesindeki araştırmanın raporunda; "Pornografinin tüketimi de narsisistik bir eylemdir." demişler. Bunun nedenini de şöyle açıklamışlar;
"Çünkü orada "öteki" yoktur. İzleyicinin zevkine hizmet eden, durdurup başlatabileceği, reddedilme riskinin olmadığı dijital haz vardır."
Çocuklar ve Porno; Geleceğin Yaralı Ruhları
Bu endüstrinin en savunmasız kurbanları ise çocuklardır. 18 yaş altındaki çocukların %90'ının bir şekilde pornografiye erişim sağlayabildiği bir çağda yaşıyoruz.
Amerika Birleşik Devletlerinde 2022 yılında yapılan bir araştırma 10-14 yaş çocukların % 50’sinin porno izlediğini göstermiş. 14-18 yaş aralığında bu oranın % 80’e ulaştığı görülmüş.
Henüz "sevgi", "bağlanma" ve "mahremiyet" kavramları gelişmemiş zihinlerin, cinselliği pornografi üzerinden öğrenmesi; şiddeti haz zannetmelerine, tahakkümü sevgi zannetmelerine, performansı ise ilişki zannetmelerine neden oluyor.
Bu durum, geleceğin romantik ilişkilerine döşenmiş tehlikeli mayınlar halinde dolaşımda geziyor... İnstagram'da 14 yaşındaki kız arkadaşının boğazını sıkarken bundan zevk alan genç kızın görüntüsünü hatırlıyor musunuz?
Madalyonun Diğer Yüzü: Bilinç ve Rıza
Peki, pornografi tamamen "kötü" müdür? Harmoni her zaman madalyonun iki yüzüne bakarak içerik üretir sevgili dostlar.
2024 yılında yapılan büyük ölçekli bir araştırma verisine göre Arjantin ve Filipinler'de porno izleyicilerinin %50-55 oranında kadınlardan oluşuyor.
Kadınların cinsel ilgi ve meraklarını gidermek veya fantezilerini genişletmek için bu içeriklere yöneldiği ortaya çıkmış.
Eğer bir çift, karşılıklı rıza ve güven içinde, cinsel hayatlarını renklendirmek veya bir şeyler öğrenmek amacıyla, etik (sömürü içermeyen) içerikleri birlikte izliyorsa; bu, ilişkinin dinamiklerine zarar vermeyebilir.
Hatta Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada partnerle birlikte porno film izlemenin cinsel deneyimde utanç hissini azalttığı görülmüş.
Buradaki anahtar kelimelerin “Birlikte, Rıza ve Gerçeklikten Kopmadan.” olduğunun altını çizmek gerekir.
Ayrıca aynı araştırmada (üniversite öğrencileri arasında yapılan) partnerden gizli porno tüketiminin "sanal-dijital aldatma" hissiyatı uyandırdığı ve güven kaybına neden olduğu ortaya çıkmış. Enteresan bir sonuç da şu olmuş; Kadın ve erkek öğrenciler, partnerlerinin porno izlemesinden % 60 oranında rahatsızlık duyacağını belirtmiş.
Eros'u Kurtarmak
Sevgili dostlar,
Modern dünya bize "Seks Yap" diyor. Performans kaygısı içinde, skor peşinde koşan, partnerinin gözünün içine bakmak yerine zihnindeki fanteziyi yaşayan bireylere dönüşmemiz pornografi ve kozmetik sektörüne hizmet etmemize neden oluyor.
Pornografi doğal olarak kusurlu olan insana kusursuzluk satar. Oysa gerçek aşk kusurludur dostlar. Ve "Sevişmek" iki ruhun birbirine karışmasıdır. Kusurlarıyla, çatlaklarıyla, selülitleriyle, göbeğiyle "gerçek" bir insanı sevmektir sevişmek.
Zihnimizdeki "Süpernormal" beklentileri bir kenara bırakalım. Partnerimizi bir haz nesnesi olarak değil, bir "yol arkadaşı" olarak görelim. Tutkuyla ve arzuyla sevdiğimiz büyülü yol arkadaşı olalım aşık olduğumuz insanlarla.
İlişkimizdeki hazzı, parlak ekranlarda değil; dokunuşta, şefkatte ve partnerimizle yaşadığımız "anda” yaşayalım.
Simülasyonu kapatmak ve gerçeği kabullenmek zorundayız. Çünkü sevişmek, sadece kaygan ve sıcak bir deliğin sert ve dikilmiş bir organla aerobik yaparak, roller üstlenerek birbirine sürtünmesi değil, iki bedene ait ruhların aşkla, tutkuyla ve arzuyla bir olmasıdır.
Aşkı, zevki, hazzı ve hayatı ortak yaşamanın tadından vazgeçmeden sevelim ve sevilelim. Arzularımızı ve aşk dolu duygularımızı parlak ekranların arkasında heba edip tüketmeyelim, kimseye de tükettirmeyelim.
Okuduğunuz için çok teşekkürler dostlar.
Aşkla ve sevgiyle kalın…
Cemal M. Bulut
cemalmuhsin.bulut@gmail.com


Yorumlar
Yorum Gönder