Toksik Pozitiflik = Hiç Pozitiflik

Merhaba sevgili dostlar.

Hayatta insanı zorlayıcı zamanlar vardır.
Ruhumuzu yoran, bütün gücümüzü tüketen, sarsıcı ve yıkıcı zamanlar vardır şu yaşamda… 

Bazen, aldığımız kararlar, bazen yaptığımız seçimler, bazen doğru bildiğimiz yanlışlar bizi bu zorluklarla karşı karşıya getirirken, bazen de çevremizdeki insanların niyetleri, seçimleri, tutumları ve davranışları bizleri olumsuz duygular içerisinde bırakabilir. 

Her kim ve her ne sebeple olursa olsun, haksızlığa uğramış, yorgun, kırgın ve çaresiz hissedebiliriz. Böyle zamanlarda insan umutsuz hissedebilir.

Bu yazımda, size bu olumsuz duygular karşısında kendi kendimizi maruz bıraktığımız ya da başkalarının üzerimize boca ettiği toksik pozitiflik kavramını anlatmaya çalışacağım sevgili dostlar. 

Okul yıllarımda, pozitifliğin her zaman faydalı olduğuna inanmıştım. Sonuçta yaşam şartları zordu. İnsanlar da zordu. Dolayısıyla yaşadığımız ilişkiler, içerisinde zorluklar barındırıyordu. Her soruna, her probleme, her sıkıntıya kafayı takacak olsak, ohooo… Bu hayatı ölene dek böyle kırgın, yorgun, mutsuz, kederli, öfkeli bir şekilde nasıl yaşayabilirdik ki?

Hep güçlü hep pozitif olmaya çalışıyordum. Böyle mücadele ediyordum başıma gelen sorunlarla.
Ta ki hayatımdaki en değerli, en güzel, en iyi kalpli varlığı kaybedene kadar…

Hayatın içinde enerjimi, modumu düşüren, güçsüz ve çaresiz hissettiren zor zamanlarım, şanssızlıklarım ve trajedilerim oldu elbette. Böyle zamanlarda, bir çıkış yolu olduğuna dair güçlü bir inanca sahiptim. (Hâlâ da öyle.) 

Kimi zaman o inancım doğru ve haklı çıkarken, çoğu zaman o inandığım çıkış yolunu bulamayıp, karanlıkta kaldığım zamanlar da oldu. Orada bir yerlerde bir ışık var ama ben bulamıyor, göremiyor, kavuşamıyorum diyerek teslim olurdum.

Böyle zamanlarda beni her şeyden daha çok yaralayan tek şey olurdu;
Değer verdiğim insanların, yaşadığım trajedi için “İnsanlar neler yaşıyor, seninki de dert mi, hadi toparlan, mutsuzluk her yerde, sen de mutlu ol, hadi gülümse.” diyerek beni kahreden duygularımı görmezden gelmeleri…

Çevremdeki insanların kalıplaşmış sözlerle bana destek olma çabasını yadsımıyor ve yadırgamıyorum. Tıpkı benim onları kırgın, üzgün ve depresif görmek istemediğim gibi onlar da beni bu durumlarda görmek istemiyorlar. Ne kadar iyi niyetli olduklarını, bana iyi gelmek istediklerini ve bir an önce iyilik halime kavuşmamı sağlamak istediklerini biliyorum… 

Ben de çoğu insan gibi ve doğal olarak, duygusal acılardan kaçınmaya çalışırdım.
Kim acı çekmek ister ki sonuçta? 

Kendimi işe veririm. İşkolik biri olup çıktım zaten. İnsomnia atakları yüzünden de gece gündüz çalışan biriyim yıllardır. Neyse işte; ben zaten öfkeyle, kırgınlıkla, çaresizlikle mücadele ederken, kendimi yetersiz, başarısız, etkisiz, güçsüz hissederken, sevdiğim insanların "mutlu ol" baskısı, benim daha kötü hissetmeme neden olmaya başladı. Aslında iyi hissetmek benim elimdeymiş de sanki ben bunu da beceremeyen bir zavallıymışım gibi hissediyordum. 

Oysa olan sadece şuydu;
Hiçbir şey yolunda gitmiyordu ve ben sadece her şey yolunda gidiyormuş gibi davranmayı beceremiyordum.

İşte sevgili dostlar, bu "her şeyin yolunda gitmesini sen beceremiyorsun." diktatörlüğünün adı;
“Toksik Pozitiflik.”

Modern çağın dayattığı duygusal manipülasyonların içinde, en tehlikeli olanı...

Toksik Pozitiflik Nedir? Psikososyal Bakış;

Toksik Pozitiflik, kabaca; kişinin acı, üzüntü, öfke, kıskançlık gibi tüm zorlayıcı duyguları reddettiği, bastırdığı ve sadece "pozitif" duygular içerisinde olması gerektiği inancıdır. 

İki türü vardır;
Birincisi, kişinin kendi kendine uyguladığı toksik pozitiflik,
diğeri de kişiye çevresindeki bireylerin uyguladığı toksik pozitiflik.

Bu durumdan kurtulmak aslında çok ama çok basittir;
"Mutsuz olmaya hakkımız yok mu?" sorusunu sormak…

Psikoloji biliminde Toksik Pozitiflik (Toxic Positivity) bireyin tüm zorlayıcı duyguları geçersiz kıldığı, "gerekçesiz iyimserlik" talep ettiği ve başkalarının acısını "sadece pozitif düşün, pozitif hisset" diyerek bastırdığı bir duygusal manipülasyon türüdür.

Yaşanan şey; gerçek duygularla yüzleşmek yerine, sahte iyimserliğe sığınarak acıdan kaçınma mekanizmasına sığınmaktır (Duygusal Kaçınma-Emotional Avoidance). Tek sorun, insanın böyle işleyen bir mekanizması yoktur.  

Oysa, hayatın zorlukları (kederin, acının, hüznün) içinde bile bir anlam ve gelişme potansiyeli bulunduğunu kabul eden ve acıya izin veren bakış açısı, öncelikle olumlu duygulara yeniden kavuşmanın en güçlü adımıdır. (Anlamlı Acı - Meaningful Suffering) 

Bastırılmış Duygular Bedel Ödetir
Avrupa Psikologlar Birliği 2021’de yayımladığı bir raporda şu sonucu açıkladı:
“Sürekli pozitif olma baskısı, duygusal yükü artırarak anksiyete ve depresyon riskini yükseltir.”

Bu zorlama iyimserlik, zehirlidir sevgili dostlar?
Çünkü duygular, aslında bir alarm mekanizmasıdır. Benim o insomnia atağım ve işkoliklik haline dönüşen kaçışım, tam da bu bahsettiğim alarmın sesiydi. 

Bastırılan hiçbir duygu yok olmaz. Bilinçdışına çekilir. Ve oradan anksiyete, depresyon, psikosomatik sorunlar, ruhsal yorgunluk olarak geri döner. Bessel van der Kolk'un dediği gibi “Beden, kayıt tutar.” Sen kahkahalar atarken bile, bastırılmış duygular bilinçdışından fışkıracağı anı kollar. Ve bir gün mutlaka, hem de en olmadık zamanda bir yerlerde patlar.

Toksik pozitiflik, insanlara "iyi hissetmenin senin sorumluluğun ve seçimin" mesajı verebilir ve tıpkı benim gibi, acı çeken kişi de kendisini yetersiz ve kusurlu hissedebilir. Bu, insanın kendinden kopmasına yol açacak kadar tehlikeli ve zararlı bir düşünce kalıbıdır. Ne kendi kendimize ne de başkalarına böyle hissettirmeye hakkımız olmadığını bilmek zorundayız.

"İnsanlar neler yaşıyor, seninki de dert mi?" ifadesi, sadece kişisel acıyı değil, ilişkinin güvenini ve derinliğini de yok eder. Bu, söylemler acı çeken bireye "Senin acın değersiz." mesajını verir. Her şeyden önce “Aman canım seninki de dert mi?” diyerek acıyı küçümsemek, empatisizliğin dik alasıdır.

Sağlıklı Pozitiflik

Sevgili dostlar, buraya kadar tüm yazdıklarımdan, mutluluğu veya umudu tamamen reddettiğimiz anlamı çıkmasın lütfen. Tam tersine! Biz, o sahte maskelerle gizlenen mutluluğun değil, kalıcı huzurun peşindeyiz. Toksik pozitifliğin zıttı, sürekli mutsuzluk değildir. Sağlıklı Pozitiflik veya daha doğru bir ifadeyle Duygusal Gerçekçiliktir.

Sağlıklı olan, insanın bireysel duygu deneyimlerini dengeli biçimde ve olduğu gibi kabul etmesidir. 

Sağlıklı Pozitif düşünce kalıpları "Şu an acı çekiyorum ve bu normal. Hayatımda zor zamanların olması, bir kusur değil, insan olmanın bir parçasıdır." diye düşünmektir. Bu durum, duygusal gerçekliğe direnmeyi bırakıp, onu adlandırmak, tanımlamak ve kabul etmektir. Bireye duygusal iyileşme için bir alan açar.

Sağlıklı Pozitiflikte birey, olumsuz duygunun kendisine verdiği mesajı anlama gayretine girer. “Üzüntü, bana hangi ihtiyacımın karşılanmadığını söylüyor? Öfke, hangi sınırımın ihlal edildiğini gösteriyor?” gibi sorulara yanıt arar. Duyguları bir rehber olarak kullanır ve ona göre aksiyon alır. 

Susan David'in dediği gibi… “Duygularımızla dans etmeyi öğrenmeliyiz.”

Sağlıklı Pozitiflikte birey, kendisi için en doğru noktaya odaklanma fırsatı bulabilir. "Şu an zor durumdayım ve bu adil değil. Ancak, bu durumu iyileştirmek için küçük de olsa atabileceğim adımlar neler?" Bu düşünce kalıbı, gerçekçi bir adaletsizliğe karşı, somut bir eylem arayışıdır. Sorumluluk almaktır. Kontrol edebileceği şeylere odaklanmak ve pasif eylemler için motivasyon kaynağıdır. 

Psikolojik Sağlamlık, Olumsuz Duyguları Kabul Etmektir

Sevgili dostlar, bu blogun ilk yazısında size sürekli mutlu olacağınız şeyler yazmayacağımı söylemiştim. Zaten öyle bir hayat da yok yaşadığınız üzere... Ama size, duygusal gerçekliğinle barışacağın bir blog vaat etmiştim.

Psikolojik sağlamlık, zorla iyi hissetme çabasıyla değil; acıyı, kederi, hüznü ve öfkeyi kabul edip, "Buna rağmen devam edeceğim" deme cesaretinin içindedir. İnsan olmak, hayatın inişlerini ve çıkışlarını kabul etmektir. (Hatay'lı Barış kardeşime selam olsun.)

Mutluluk, tıpkı acı gibi insan olmanın bir parçasıdır. Bir duyguyu yok saymak, diğer duyguları da zayıflatacaktır. Stanford Üniversitesi’nin 2022  yılında, 2 yıl süren araştırma çalışmasından yayınladığı rapora göre, “Olumsuz duyguları bastırmak, stres hormonlarını artırıyor. Duygularını bastırarak stres altında kalan insanlar, sonraki dönemlerde duygusal karmaşa yaşıyor.”

Modern çağda, mutsuzluk başarısızlığa, saklanması gereken bir şeye ve utanılacak bir şeye dönüştü. Yaşamdan sadece mutlu kesitlerin pozlandığı filtreli fotoğraflar, sahte gülümsemeler… Sanki hiç üzgün değillermiş, hiç yorgun hissetmiyorlarmış gibi mutlu, neşeli ve sevinç dolu paylaşımlar, toksik pozitiflik baskısını besleyen şeyler.

“Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, insanın güçsüzlük çığlığıdır.”

Blog yazarınız Cemal M. Bulut :) 

Kendimize dürüst olmayı unuttuk.
Oysa kendimize objektif ve dürüst yaklaşımlar içinde olmak, hep iyi görünmekten daha kıymetli insan için. Bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüğün, kendini kandırmak olduğunu biliyorsunuzdur ve mutlaka deneyimlemişsinizdir eminim ki...

Yazımı okuyan herkese teşekkürler.
Konu ile alakalı Harmoni Soruyor ve Kitap Önerilerimi aşağıda paylaşıyor olacağım. 
Sonraki yazıda yeniden buluşmak üzere.

Sevgiyle kalın. Geri kalan her şeyi kolayca halledersiniz zaten :))
Cemal M. Bulut.

Harmoni Soruyor

  • Son zamanlarda hangi duygularını bastırıyorsun, acaba farkında mısın?
  • “İyi görünme” çabası çevreye karşı güçlü görünmektir. Bu doğal bir insani davranış olsa da bu çabanın altında hangi motivasyonlar var, biliyor musun?
  • Kendi kırılganlığını saklamak için, sosyal medyada neler paylaşıyorsun?

Kitap Önerileri

  • Mükemmel Olmamanın Hediyeleri - Brene Brown
  • Duygusal Çeviklik - Susana David
  • İnsanın Anlam Arayışı - Victor E. Frankl

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

İzmir ve İstanbul Üye Buluşması

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken