Anlaşılmamışlık Kabusu

“İnsan, sevdiği tarafından anlaşılmadığında, kalbinin içinde bir mezar kazılır.”
Fyodor Dostoyevski

Anlaşılmak...
İnsanın en temel ihtiyaçlarından birisi.
Belki de nefes almaktan, beslenmekten sonraki en hayati ihtiyaç olabilir.

Bir ilişkideki karşılaşılabilecek en büyük zorluklar, sevgisizlik ve değersizlik hissetmektir. Fakat anlaşılmadığını hissetmek de en az sevgisizlik kadar zorlayıcı bir histir. Bu hislerin hepsi kırıcı ve yıkıcı hislerdir. Zamanla büyürler, kırgınlık boyutunu derinleştirirler ve en nihayetinde ilişkiyi yok ederler. 

Yani anlaşılacağı üzere sevgili dostlar; Anlaşılmamak, en az sevgisiz hissetmek ve değersiz hissetmek kadar ilişkilerin katili olma potansiyeline sahiptir.

Anlaşılmanın Psikolojisi

Anlaşılmak, bir ilişkide değerli hissetmenin ve o ilişkiden doyum almanın en önemli yapı taşlarının başında gelir.

Anlaşılmak denen durum sadece söylediklerimizin dinlenmesi ve duyulmuş olmamız değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz durumun hissedilmesi, hatta sustuklarımızın dahi işitilmiş olmasına denir. İç dünyamızın olduğu gibi kabul edilip onaylanması, bilimsel olarak “anlaşılma”nın (Validate) tanımıdır. 

Peki neden anlaşılmak, bu kadar önemli ve hayati?
Cevabı, biyolojimizde saklı.

S. A. Morelli ve arkadaşlarının FMRI (Fonksiyonel beyin görüntüleme yöntemi) ile yaptığı nörobilimsel araştırmalar, anlaşıldığını hissetmenin, sosyal bağlantıyla ilişkilendirilen bölgeleri (ventral striatum) aktive ettiğini ve ödül sistemini devreye soktuğunu gösteriyor. Öte yandan anlaşılmamak ise, beynimizde negatif duygular ile ilişkilendirilen alanları (anterior insula) harekete geçiriyor.

Bu bilimsel gerçeklikten çıkan sonuç şu;
"Anlaşılmak, insan denen varlık için sadece duygusal bir ihtiyaç değil, aynı zamanda nörolojik olarak güvenlik ve esenlik hissetmeyi sağlıyor."

Anlaşılmak Nedir? 

Psikolojide anlaşılmak; bir bireyin, düşünce, duygu ve niyetlerinin bir başkası tarafından doğru ve geçerli olarak algılandığını görme-hissetme halidir. 

Manal Ghosain gibi araştırmacılar, bu ihtiyacın "kabul, değer ve sevgi" gibi diğer tüm temel arzuların ön koşulu olabileceğini öne sürerler. 

Bireyin kendisini doğru aktaramaması veya partnerinin onu doğru anlayamaması halinde ise anlaşılamamak hissi ortaya çıkıyor. İlişki içerisinde bireyin partneriyle arasındaki bağlantıda kopukluğa neden oluyor (Dis-Join) ve bu durum anlaşılmayan tarafın ilişki içerisinde yabancılaşmasını ve yalnızlık hissini tetikliyor. 

Partnerin, yaşanan duygusal tepkileri, düşünceleri veya deneyimi "normal" ya da "meşru" olarak görmesine "Normatif Algılama" deniyor. 

Berlin Üniversitesi ve Manchester Üniversitesinin ortak çalışmalarında, partnerin duygularımızı normatif olarak algıladığını hissettiğimizde, kendisine duyduğumuz olumlu hislerin güçlendiği ve ilişkiden aldığımız tatminin yükseldiği tespit edilmiş.

Toksik ilişkilerde olduğu gibi ve kronikleşen “anlaşılmama” döngülerinde de, sevginin gücü sarsılmaya mahkum oluyor sevgi dostlar. Birini çok sevebiliriz, ancak duygularımızı, düşüncelerimizi, tutum ve davranışlarımızı anlamayan birine karşı, zamanla sevgi beslemeye devam etmek, pek mümkün olmuyor.

Michael Schreiner'ın da belirttiği gibi, değer verdiğimiz ve sevgi beslediğimiz insanların bizi anlaması, olduğumuz kişinin anlaşılabilir olduğunu teyit eder. Kimliğimizin sosyal çevremizde meşrulaştığı algısı geliştirir, böylece güvende ve rahat hissederiz. Schreiner'a göre anlaşılmak, kimliğimizin ve kişiliğimizin onaylanması anlamına gelir. 

Carl Rogers, anlaşılmak kavramını “koşulsuz kabul” olarak tanımlar. “Birini gerçekten anlamak, onu yargılamadan dinleyebilmekle mümkündür.” demiştir.

Anlaşılmak, dinleyerek ve görerek, karşımızdaki insanın duygusal olarak görünürlüğe kavuşmasını sağlamaktır. Kendi penceremizde o insanın duygularına ve düşüncelerine yer açmaktır. O’nu olduğu gibi kabul etmektir. Her bokuna bıdı bıdı müdahale etmemektir.

Anlaşılmak, anlaşıldığını hisseden insana muazzam bir konfor alanı tanır sevgili dostlar. Klinik psikoloji bu durumu şöyle özetler;
“Bir kişi gerçekten anlaşıldığını hissettiğinde, beyni güvenlik sinyali verir.” 

Çünkü anlaşılmak, sinir sisteminde rahatlama yaratır, güven algısı oluşturur. Bu güven algısı, ilişkilerdeki bağlanma sisteminin en önemli göstergesi olan duygusal regülasyonu destekler. Kısacası, bir insan anlaşıldığını hissettiğinde daha az savunmaya geçer, daha açık, daha samimi ve daha dürüst olur. Ne muazzam bir konfor alanı değil mi?

İlişkide partnerler arasındaki empati eksikliği, duygusal bağın güçsüz olacağı anlamına gelir. Klinik psikoloji literatüründe duygusal kopukluk sendromu (emotional disengagement) olarak ifade edilen durum oluşur. İlişkide bir taraf geri çekilir. İletişim biter, ama ilişki hâlâ sürüyordur. İlişkinin yaşayan ölü hâlidir.

Psikolojide “Anlaşılma” halinin üç temel bileşeni olduğu konuyu pekiştirmek açısından değinilesidir;

1. Empatik Dinleme: Partnerin sizin gözlüğünüzü takarak, durumu sizin duygu çerçevenizden görmesi deneyimidir.

2. Duygusal Doğrulama (Validation): Partnerin "Evet, bu durumda böyle hissetmen çok doğal, ben olsam ben de benzer şeyler hissederdim," mesajını vermesidir. Aslında bu partnerin "Senin duygusal gerçekliğini kabul ediyorum." demesidir.

3. Görünür Olma Güvenliği: Bir ilişkide maskelerinizi çıkardığınızda, reddedilmek veya terk edilmek yerine, kabul göreceğinize dair duyduğunuz güvendir.

Anlaşılma hissinin, ilişkideki memnuniyet ve doyum seviyesini (relationship satisfaction) doğrudan yükselttiği ve ilişkinin sonlanması riskini önemli ölçüde azalttiği görülmüştür. (Harvard University, Department of Psychology (2022). Mirror Neuron Activation and Empathy Response.)

Gerçekçi Terapiye göre, anlaşıldığınızı hissettiğinizde, partnerinize ve ilişkinize ait olduğunuz hissi güçlenir. Bu da hem partnerinize hem de ilişkinize duyduğunuz bağı kuvvetlendirir. 

"Ait olmak, sahip olmakla ilgili değildir. Ait olmak;
Sevdiğin insanla aynı yolda yürürken kaybolmayı göze alma meselesidir."
Cemal Bulut (Ne güzel demiş kerata.)

Anlaşıldığını hisseden kişi, partnerine duygusal olarak daha çok açık olur. Açık iletişim, şeffaflığı artırır ve ilişkinin güven temellerini sağlamlaştırır. Güven, uzun ömürlü ve tatmin edici ilişkilerin olmazsa olmazıdır.

Anlaşıldığını hisseden partner, savunmaya geçmek yerine sorunun çözümü için daha da gayretkâr hale gelir. Anlaşılma hissi, tartışmaların "haklı çıkma" mücadelesinden, "çözüm bulma" işbirliğine dönüşmesini sağlar.

Ayrıca anlaşılmak hissi, bireyin özsaygısını ve psikolojik dayanıklılığını artırır. Birey dış dünya ile başa çıkarken, arkasında kendisini anlayan güvenli bir liman olduğunu bilir. Bunu bilmek, psikolojik desteğin âlâsıdır.

Özellikle çatışma anlarında, yükselen olumsuz duygular (öfke, kırgınlık, dargınlık) algılarımızı bulandırır. Sinir sistemimiz hayatta kalma moduna (savaş ya da kaç) geçer. Bu durumda, partnerimizin eylemsizliğini bile tehdit olarak algılayabiliriz.  McGill ve arkadaşlarının araştırması gösteriyor ki, çatışma sırasında partnerlerin birbirinin duygularını normatif görme olasılığı, çatışma anlarında azalıyor. Çünkü çatışma halinde insanların savunmacı davranış (suçlama, geri çekilme, agresiflik) gösterme eğilimi artıyor.

Çünkü çatışma halindeyken çoğu zaman, öfkeyle, incinerek, kırılarak, bir an önce haklı çıkmak ve anlaşılmak için kendimizi savunuruz. Bu telaş, hem kendi duygularımızın gerçekliğini görmemizi engeller hem de partnerimizi bir "düşman" veya "saldırgan" rolüne sokar. Sonuç: Yaralı, suçlu ve anlaşılmamış hissetmek… Üçü bir arada pişmanlıklar…

Bu nedenle "Anlaşılmak güzel, anlaşılamamak ise bok gibi bir histir…"

Peki Ya Anlamak?

İnsanların algıları, düşünceleri, duygusal ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla iki insanın bir konu üzerinde uzlaşı sağlaması kolay değil, doğası gereği zordur. İlişkilerde duygu, düşünce, yaşam görüşü ve yaşam tarzı uyumunun olması, bu zorluğu ortadan büyük ölçüde kaldırır.

Ancak yine de ilişkiler, iki ayrı evrenin kesişiminden ibarettir. Sen, kendi bedeninde ve zihninde benzersiz bir tarih taşıyorsun. Peki ya partnerin? 

Zaten sırf bu yüzden, partnerimizle aramızda en başından itibaren tam ve eksiksiz bir uyum beklemek gerçekçi bir beklenti (ya da arzu) değildir; bu, aşk denen duygunun mite dönüştürülmüş halidir. Bu arada elbette yüksek uyumlu çiftler vardır. Bu mükemmel bir tesadüftür, hatta hayatın insana bir lütfudur.

Yukarıda yazdığım gibi, anlaşılmak doğal ve insani bir ihtiyaçtır. Ancak “olgun sevgi” karşılıklı anlayış ile mümkündür. Karşımızdaki kişiden anlayış beklerken, onu anlama çabası "bencilliğin" en zorlu sınavıdır. Çünkü; Anlamak için, kendi haklılığımızı, kendi çözüm yolumuzu ve kendi duygusal tepkimizi bir kenara koymamız gerekir. Bu, empatidir. 

Partnerini anlamaya çalıştığında, onun senden farklı olduğunu, farklı hissettiğini ve farklı bir dünya görüşüne sahip olduğunu kabul etmek zorundasın. Gerçek bir anlama “Sana katılıyorum" ya da “Seni tamamen onaylıyorum.” demek değil, "Benden farklı bir deneyimdesin ve bunu görebiliyorum.” demektir.

Yazımda belirttiğim gibi, uyum (duygusal, düşünsel, yaşam görüşü) bu zorluğu büyük ölçüde hafifletir. Ancak uyum demek, aynı insanlar olmak demek değildir. Ya da uyumlu bireylerin her çatışmada kolayca çözüme yöneldiği, tamamen aynı duygu ve düşüncelerle hareket ettiği anlamına gelmez. Az uyumlu çiftlere nazaran (ve görece) birbirlerini anlamaları ve uzlaşmaları daha kolay olmaktadır.

Örneğin:
Toksik İlişki içinde partner: "Beni anlıyorsa, benim gibi düşünmeli." der.

Uyumluluk halinde ise; çiftler zaten birbirleri gibi düşünce kalıplarına sahip olduğu için birbirlerini kolayca anlayabilirler. 

Aynı zamanda uyumluluk, farklılıkların varlığını kabul eder ve bu farklılıklara rağmen ortak bir yaşam görüşünde (değerlerde, hedeflerde) buluşmayı sağlar.

Partnerlerin karşılıklı olarak birbirlerini anlama çabası içinde olmaları, tam olarak bu uyumun inşasıdır sevgili dostlar. Partnerin duygusal ve düşünsel olarak ne kadar farklı olursa olsun, o farklılığı görmek, öğrenmeye istekli olmak ve o farklılığa gönülden uyumlanma çabası içinde olmak, sağlıklı-kaliteli ilişki için partnerlerin ortak sorumluluklarından birisidir.

Bireysel olarak çevremde gördüğüm (hatta deneyimlediğim ilişkilerde) sevgi beslemenin ve sevildiğini hissetmenin güzelliği, bireysel olarak da çift olarak da ilişkiye çok olumlu şekilde yansıyor. Anlamadığım biriyle ilişkiyi sürdürmek ise, altı delik bir kaba su doldurmaya çalışmak kadar anlamsız geliyor bana. 

Duygusal ilişkilerimde de dostluk ilişkilerimde de, sadece niyetimin değil, gerçekten ne olduğumun gördüldüğünü hissettiğimde, o insana tüm dünyamı, olduğu gibi açıyorum. Kusurlarımı göstermekten bile çekinmiyorum. Ve ardından onların da en savunmasız ve dürüst hallerine şahit oluyorum. Bu durum ilişkilerimi, daha derinlikli ve güçlü bir bağ kurarak sürdürmeye olanak sağlıyor. Hatta ilişkilerin kalitesini artıran şeyin de anlamak ve anlaşılmak olduğunu düşünüyorum. 

Sigmund Freud “Günlük Yaşamın Psikopatolojisi” adlı kitabında, Psikolojik büyümenin ve kendini daha iyi anlamanın kritik yolu olarak “yakın çevremiz tarafından anlaşılmak” hissini vurgulamıştır. Görüldüğümüzün ve onaylandığımızın gereğini “anlaşılmak hissi” olarak açıklamıştır.

Carl Rogers "Bir insanı gerçekten anlamak, onun iç dünyasını onun gözleriyle görme çabasıdır." demiştir. Rogers’a göre anlaşılmamak; bu çabayı göstermemek olarak algılanacağı için, kırıcı bir histir. 

Bir ilişkideki en büyük mesafe, kilometreler değildir sevgili dostlar; ilişkilerdeki en uzak mesafe, el eleyken farklı duygular ve düşüncelere sahip olmaktır.

"Sana ne hissettiğimi yüz defa anlatmak zorunda kalıyorsam, sorun anlatma biçimimde değil, senin anlamak istememendedir."

Partnerimin Beni Anlamasını Nasıl Sağlarım.

Kardeşim şova gerek yok, en baştan şöyle belirteyim meselenin özünü; Önce kendini anla, sonra karşındakini an ve ancak bundan sonra anlaşılmayı talep et.

Anlaşılmanın getirdiği konfor alanı gerçekten yaşamaya değer. Ancak anlaşılamamanın verdiği acı da epey kederli. Yine de; anlaşılamadığımızı hissettiğimizde suçlayıcı bir saldırgana dönüşmeden önce durmalıyız. Anlaşılmayı talep etmeden önce, kendimize şu iki kritik soruyu sormalıyız;

Kendimi ne kadar iyi anlıyorum? (Değerlerimi, korkularımı arzularımı, ihtiyaçlarımı ve niyetlerimi netleştirmeden, başkasının seni anlamasını bekleyebilir misin?)
Kendimi doğru bir şekilde anlatmak için elimden geleni yaptım mı?

Bir insanın duygusal dünyasına dokunmak, onun kendini ifade ettiği biçimde değil de hissettiği biçimde anlayabilmektir. İnsanların ilişki içerisinde oldukları partnerinin her türlü tutum ve davranışına kontrolcü bir yaklaşımla müdahale etme modası aldı başını gidiyor. 

“Oraya gitme. Onunla konuşma. Eve erken git. Sakın öyle yapma. Böyle düşünme. İş yerinde mesaiye kalma. İş arkadaşlarınla dışarıda görüşme. Paranı oraya harcama. Böyle makyaj yapma. Halı sahaya gitme. O elbiseyi giyme. O gömleğin düğmesini açma. Şununla telefonda uzun konuşma. Beni sabah ara, öğlen ara, akşam ara. Hatta bir de arada spontane zaman dilimlerinde ara. Doğum kontrol hapını al. Gömleği öyle ütüleme. Yemeği öyle karıştırma. Yumurtayı böyle kırma. Annem hakkında bunu söyleme. Babam hakkında böyle söyleme. Tuvalette bu kadar durma. Daha az osur. Kilo al. Yedi kilo ver. Saçını uzat. Topuklu giyme. Sakal bırak. Vajinanı beyazlat. Daha hızlı. Sakın şimdi boşalma. Protez tırnak takma. Protez saç yaptır…” sonsuza dek uzatırım da yoruldum. 

Sevgili dostlar böyle her boka burnunu sokan insanlar arasında, gerçekten olduğumuz gibi kabul görebileceğimiz ilişkiler yaşayacağımıza inanıyor musunuz siz Allah aşkına?

Mesela “Bir erkek "arama" diyen kadını aramalı.” diyen geri zekalı tipler türemişken… Ki bu, partneri okuma (mind-reading) tuzağıdır. Çünkü kimse zihin okuyamaz. Anlamak ve anlaşılmak için dürüst, açık, cesur iletişim şarttır. Gerçekçi Terapiye göre de anlaşılmamak bireysel sorumluluk eksikliğidir. Çünkü kendimizi karşımızdaki insana doğru, şeffaf, açık ve dürüst şekilde ifade etmeliyiz. Öyle aramasını isterken arama demek aptallık, beyinsizlik ve geri zekalılıktır.

Partneri anlamak değil de kontrol etme çabası ilişkiyi sabote etme girişimdir. Genellikle de başarılı olur. O ilişkiden hiçbir bok olmaz. 

Kompleksler, travmalar, sidik yarışı, haz-ödül bağımlılığı, tüketici insan formu, sosyal medyada göstermelik yaşamlar izin verirse, iki aşık zaten birbirini anlama gayretinde olacaktır. Hem de gönül rahatlığıyla...

Okuduğunuz için teşekkürler sevgili dostlar.
Anladığınız ve anlaşıldığınız ilişkilerde olmanız dileklerimle

Cemal

E-Posta: harmonikulup@gmail.com ve cemalmuhsin.bulut@gmail.com

Kitap Önerileri;

Marshall Rosenberg - Şiddetsiz İletişim (Nonviolent Communication)
Empati yoluyla çatışmayı azaltmayı ve gerçek ihtiyaçları ifade etmeyi öğrenmek için pırıl pırıl bir rehber.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim