İlişkim Toksik mi?

“İlişkinin başında birbirine iyi gelen iki insan, zamanla birbirinin yarasına tuz olur.” - Harville Hendrix

Merhaba sevgili dostlar.

Bu yazımızda sizlere, toksik ilişkiler üzerine psikososyal alanın bakış açısını sunmaya çalışacağım.  Umarım, insan ilişkilerine yönelik bakış açınıza ufacık da olsa katkısı olur bu yazının. Şimdiden iyi okumalar dilerim.

Toksik İlişkiler ve Bağımlılık

Son birkaç yıldır, uluslararası psikoloji alanında çalışmalar yapan önemli isimler, problemli ilişkilerin özellikle de toksik ilişkilerin yeni bir "işlev bozukluğu" türü olarak tanımlanmasını öneriyorlar. 

Çalışmalar sonucunda bazı ruh sağlığı uzmanları, arka arkaya sorunlu ilişkiler yaşayan insanlarda, bir tür kişilik bozukluğu olup olmadığı üzerine eğilmek gerektiği görüşünde birleşiyorlar.
“Çünkü…” diyorlar “...Toksik ilişkiler bağımlılık üzerine kuruluyor.”

Ruh Sağlığı Tanı Kriterleri Kitabının (DSM) bir sonraki baskısı, ilişkisel bozuklukları içermesi gündemde; kişilerarası ortaya çıkan işlev bozukluğu.

Öncelikle belirtmekte fayda var;
Toksik ilişkiler kimlerle kurulmuş olabilir?

Toksik ilişki eşinizle olabilir, sevgilinizle olabilir, aile büyüklerinizle, ebeveynlerinizle, kardeşlerinizle olabilir. İş arkadaşlarınızla, yöneticilerinizle, patronunuzla olabilir. Dostunuzla, arkadaşınızla olabilir. Yani yakın ilişki kurduğunuz herhangi biriyle toksik ilişki içinde bulunulabilir. 

İlişkimin Toksik Olduğunu Nasıl Anlarım?

Toksik kelimesini anlamını biliyoruz. Toksik, zehirli demek. Ve "toksik ilişki" de zehirli bir ilişki anlamına geliyor. Bir ilişki zehirli olduğunda, ilişkinin içindeki kişilerin ikisi de zehirlenecek demektir.

Zehir insanı hasta eder. Hatta zehir insanı öldürebilir. Zehirli ilişkiler ise çiftlerin ikisini de hasta eder. Ruhsal olarak hasta eder, belki duygusal, belki zihinsel, belki cinsel, belki fiziksel olarak… belki de finansal olarak hasta eder.

Sevgili dostlar;
Bir insanın toksik bir ilişkide olup olmadığını anlaması pek kolay olmayabilir. Çünkü zehir çok yavaş sızıyor olabilir. Öyle ki; belki yıllarca, o ilişkinin toksik olduğu fark edilmeyebilir. 

Yüksek uyumla, güçlü bir çekimle ve tutkuyla başlayan ilişkilerde zehirlenme hızlı olsa bile, insan hastalandığını göremeyebilir. Görmek istemeyebilir. Heyecanı ve tutkuyu yaşamayı seçip hastalığın işaretlerini inkar edebilir. Ancak uzun süredir toksik bir ilişki içinde olan herkes, bu zehirden payını almış demektir. 

İlişkinin Toksikliği Nereden Belli Olur?

Belki siz ve ilişkinizdeki diğer kişi (eş, sevgili, aile fertleri, arkadaşlar vs.) sık sık çatışma yaşıyorsunuzdur. Uzlaşma mümkün olmadıkça çatışmalar derinleşmiştir. Sürekli didişme ve kavga halindesinizdir. Bu durum da zihinsel ve duygusal sağlığınızı olumsuz etkiliyordur. 

Tüm bunlar olurken; siz belki de kendinizi yetersiz ve değersiz hissetmeye başladınız.
Zaten başlı başına bu durum, insanın duygusal sağlığını yeterince etkileyen bir şeydir.

Belki de, ilişkinizdeki kişi hakkında oluşan algılarınızın doğruluğundan emin değilsiniz artık. Çatışma yaşadığınız konuda düşüncelerinizin doğru olmadığına ikna ediliyorsunuz! Ya da bu konuda sıklıkla manipüle edildiğinizi fark etmişsinizdir. Ama durumu idare edebileceğinize de inancınız tamdır. İnsanlar başkalarını salak yerine koymayı seviyor ne de olsa!

Haklı olarak, çatışmalarda karışık sinyaller alıyorsunuzdur ve çözüm için ne yapacağınızı, karşı taraftan ne beklemeniz gerektiğini bilmiyorsunuzdur. Böyle durumlarda ilişkide olunan kişinin nasıl okunacağı veya ilişkinin neresinde durulacağı hiç belli olmuyor malumunuz. Değil mi? 

Belki ilişkinizde, karşı tarafın yanlış davranışlarda bulunduğundan ve bu nedenle de çatışmaya neden olan durumda haklı olduğunuzdan emin olmanıza rağmen, sürekli inkar ile karşı karşıya kalıyorsunuzdur. Size sürekli durumu yanlış değerlendirdiğinizi söylüyordur. Böyle olunca siz de emin olduğunuz durum hakkında sürekli düşüncelerinizi sorgulamak zorunda kalıyorsunuzdur. Bu durumda endişe, şüphe ve umutsuzluk hisleriyle depresif davranışlar sergilemeye başlamışsınızdır. 

Bu nedenle, içinizdeki endişe, şüphe ve umutsuzluk hislerinizden kurtulmak için, ilişkide olduğunuz kişiyle yüzleşme çabasına giriyorsunuzdur. Fakat her defasında bu çabanız karşılıksız kalıyordur. Hatta her defasında, kendinizi gereksiz yere olumsuz duygulara boğduğunuz için suçlanıyorsunuzdur. Olan biteni kendi kafanızda kurmakla, aptal ve gülünç düşüncelere kapılmakla suçlanıyorsunuzdur. Paranoyak olmakla... belki de delilikle…

İlişkide olduğunuz kişi dini bir lider midir, yaşam koçu mudur, büyücü müdür, astrolog mudur bilmem ama sürekli neye inanmanız ve nasıl davranmanız gerektiğini söylüyordur size. Belki de o kanaat önderinden aldığınız olumsuz sinyallere rağmen, yine de peşinden gitmeye, müridi olmada devam etmeniz gerektiği konusunda baskı yapıyordur size. Siz de kendisini çok sevdiğiniz için peşinden gidip, ne kadar çıkmaz yol varsa giriyorsunuzdur. Kaybolmuş hissettiğinizde de suçlu siz oluyorsunuzdur muhtemelen...

Hadi gelin, bu ilişkide olabilecek çok daha tatsız senaryolara bakalım;
İlişkinizde cinsel anlamda mutsuz ve isteksiz olmanıza rağmen, kendinizi sevişmeye zorluyorsunuzdur. Partneriniz, kendi arzularını ve doğasını, sizin üzerinizde tahakküm oluşturacak şekilde bahane ederek, suçluyordur sizi. Kendisinin mutluluğunu engellemekle suçluyurdur. Onun cinsel ihtiyaçlarını görmemekle suçluyordur. Sizin yüzünüzden kendisini kadın veya erkek hissetmemekle suçluyordur. Bu yüzden kendisiyle sevişmeye zorluyordur sizi. Yani sebep ne olursa olsun; siz istediğiniz için değil, partneriniz istediği için cinsel ilişkiye yöneliyorsunuzdur… Rıza kavramından bihaber!

Gerçi yabancı değil ya! Sevgiliniz olur kendileri. Yeter ki mutlu olsun. Dirhem arzunuz yok ama gönlü hoş olsun beyefendinin/hanımefendinin. "Artık beni istemiyorsun, sen bana ilgi duymuyorsun." demesin de...

Belki karşınızdaki zat tarafından cinsel istismara uğruyorsunuzdur. Zaten bunu kim bilir ki ikinizden başka. Belki terk edileceğinizi ifade ederek duygusal tehditle, rızanız zorla alınmıştır. - Ki bu tecavüze uğradınız demektir.- 

Belki de fiziksel olarak istismara uğruyorsunuz.
Hatta fiziksel şiddete… Eğer öyleyse haberiniz olsun ki; bu ilişkide öldürülme riskiniz bile var. 

İşte tüm bu toksisitenin bir sonucu olarak ilişkiye, partnerinize, kendinize ve daha da önemlisi hayata karşı aşırı umutsuz, depresif ve karamsarsınız. Belki baş ağrılarınız, mide kramplarınız, nefes darlığınızla sağlığınız da kötüleşti. 

Belki sizin için tüm bunlar normal. Çünkü çocukluğunuzda bu tür toksik ilişkilerin içinde var olup büyüdünüz… belli mi olur? (Aslında evet belli olur.)

Ama bir saniye sevgili dostlar! 

Aşk ilişkileri insanların birbirine karşılıklı olarak mutluluk, huzur ve destek sağlayacağı bir müessese değil miydi?

Yoksa siz tüm bu yazdıklarımı okurken şunları mı söylediniz;

"Evet bu saydıklarını yaşıyorum ama aslında O özünde gerçekten iyi bir insan."
"Aramız iyi olduğunda gerçekten harika hissettiriyor."
"Onu ne kadar sevdiğimi anlamıyorsun."
"Bana bile isteye zarar vermeyeceğini biliyorum. Yaptığını farkında değil."
"Onsuz nasıl yaşayacağımı bilmiyorum"
"Bana ihtiyacı var"
"Yönetebilirim. Hallederim."

Eğer bunları diyorsanız, haberiniz olsun sevgili dostlar;
Psikologlar terapi odalarında toksik ilişkiye maruz kalıp ruhsal durumu perişan olmuş danışanlarından sürekli bu sözleri duyarlar.

Yani geçmiş olsun. Ruhunuzu ve psikolojinizi beslemesi gereken ilişkiniz, sizi zehirliyor.

Toksik İlişki Nedir?

Toksik ilişki, psikolojide “Partnerlere duygusal olarak zarar veren, yıkıcı, zorlayıcı, manipülatif ve bağımlı biçimde sürdürülen ilişki.” olarak tanımlanır.

Bu tür ilişkilerde duygusal bağ, sevgi motifiyle kurulsa da bağın güçlenmesinde kaynak sevgi değil; korku, suçluluk, kontrol, baskın otorite ve kaybetme endişesidir.

John Bowlby’nin bağlanma kuramı, toksik ilişkilerin çoğunun çocuklukta geliştirilen kaygılı ya da kaçıngan bağlanma stillerinden beslendiğini söyler.

İlişkideki çiftlerden biri sürekli “kaybetmemek” için çabalarken, diğeri “boğulmamak” için kaçışa yönelir. Ve bu iki karşıt çaba sonuç vermedikçe, zehir etkisini göstermeye başlar.

Toksikleşme, ilişki esnasında bir anda ortaya çıkmaz. Öncelikle basit davranışlarla ortaya çıkar. Harvard Üniversitesi’nin 2019’da yürüttüğü uzun soluklu bir araştırmaya göre, ilişkilerin sürdürülebilirliğini belirleyen en güçlü değişkenlerden bir tanesi iletişim kalitesi. Çiftlerden biri yıkıcı eleştiri, suçlama, aşağılama ve ya küçümseme dilini sık kullanmaya başladığında, yani toksik davranışlar sergilemeye başladığında ilişkinin huzur, tatmin ve mutluluk düzeyi istatistiksel olarak düşüyor. (Kaynak: Within-Couple Associations Between Communication and Relationship Satisfaction Over Time, PMC8915221)

Zaman içerisinde bireylerin iç dünyasında kendini değersiz hissetme, suçluluk ve öfke duyma başlar. Stanford Üniversitesi’nin 2021 tarihli bir çalışmasına göre, uzun süreli ilişkilerin %60’ında, zamanla “çatışma döngüsü” geliştiği görülüyor. Çatışma döngüsü, çiftlerin sorunlarını çözmek yerine tekrar tekrar aynı tartışmaların yaşandığı, stres ve öfke artışıyla birlikte duygusal enerjilerin tükendiği bir sürece yöneliyor.

Ve bu noktada ilişki, iki kişi arasında değil, iki tane çocukluk öyküsünden kalan yaralar arasında yaşanmaya başlıyor.

Freud’a göre, aşk “Tekrar etme zorlantısıdır.”
Yani geçmişte tamamlanmamış duyguların yeniden sahnelenmesi...

Toksikleşmenin Dinamikleri
Aşk Bitti. Artık Sahne Güç, Korku ve Bağımlılık Duygularında

Bir ilişki toksikleştiğinde, genellikle üç ayrı duygu dinamiği devreye girer;
Birincisi kontrolcülük, ikincisi korku, üçüncüsü ise bağımlılıktır.

Çocukluğunda sürekli küçümsenmiş, eleştirilmiş, koşullu sevgiye maruz kalmış partnerlerde, ilişki ve partner üzerinde kontrolcülük, dominasyon, baskıcı tutumlar (güç gösterme davranışı) görülürken, çocuklukta ebeveynleri tarafından terk edilme ya da kayıp yaşamış, ihtiyaç duyduğu sevgiyi anne babasından alamamış partnerlerde ise bağımlılık davranışı gelişiyor.

Toksikleşme dinamiklerinde sevgi, sahip olma arzusuna dönüşebiliyor.
Oysa Erich Fromm, “Sevgi, sahip olmak değil; var olmaktır.” der. 

Zehrin Panzehiri;

Sevgili dostlar,
Bu ilişki sizin "Çocuklukta yaşadığınız senaryonun bir tekrarı. Ama kaderiniz değil.”

Bir ilişki toksikleştiğinde ilk yapılması gereken “suçlamak” değildir, hatta “suçlu aramak” hiç değildir.
“Suça neden olan yarayı bulmaktır.”

Çünkü toksik davranış çoğu zaman, bilinçli kötülük değil, çocuklukta maruz kalınan duygusal zorluklara karşı öğrenilmiş savunmadır. 

Dolayısıyla toksikleşmiş bir ilişkiyi dönüştürmenin yolu, önce kendinle ve geçmişinle dürüstçe ve objektif olarak yüzleşmektir. Neden böyleyim, neden bu ilişkideyim sorularına geçmişi kurcalayarak cevap vermek önemli bir adımdır.

Partnerinizle birlikte içgörü edinmek adına, sağlıklı iletişim ve/veya sağlıklı sınırlar üzerinde birlikte çalışarak toksik ilişkiye panzehir enjekte etmek mümkündür. Sınırlar konuşulurken panzehirin etkili ve iyileştirici olması için, karşılıklı empati ve anlayış şarttır. Ve elbette karşı tarafın da en az sizin kadar çözüm bulmaya açık olması, ilişkiyi iyileştirmeyi istiyor olması gerekli tabii ki...

Ancak ilişkiniz ve partneriniz sizi zihinsel, duygusal veya fiziksel yönden ciddi şekilde etkiliyorsa, tehdit ve tehlike unsuru haline gelmişse, bu ilişkiyi sonlandırmak en doğru adım olacaktır. 

Ayrıca fiziksel veya cinsel istismara uğruyorsanız, şiddet görüyorsanız toplayabildiğiniz kadar destekle bu ilişkiden bir çıkış yolu bulmalısınız. Bunu gizlice yapmak zorunda kalsanız bile acele edin. Gerekirse güvenli yer(ler)inizi sıralayın ve en güvenli çıkış yolunu stratejik olarak planlamak üzere hızla harekete geçin.

Unutmayın ki sevgili dostlar;
Sevgi insana iyi hissettirendir... Zehirleyen değil.
Zehirleyen sevgi bir "bağımlılık"tır.

Toksik ilişkide kalmakta ısrar etmek, her gün damarlarınıza belirli dozlarda zehir enjekte etmektir. Sonuçları sizin için zihinsel, duygusal, cinsel, finansal, ruhsal ve/veya fiziksel olarak er ya da geç kötü olacaktır. Daha kötüsünü yaşamaya izin vermeyin.

Sizce de daha iyisini hak etmiyor musunuz?

Okuduğunuz için teşekkürlerimle.
Neyi hak edip neyi hak etmediğinizi gerçekçi gözlerle görüp, ona göre hareket etmeniz dileklerimle…

Cemal M. Bulut

Kaynaklar (APA Tarzında)
  • Gottman, J. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. Crown Publishing.
  • Hendrix, H. (1988). Getting the Love You Want: A Guide for Couples. Henry Holt.
  • Fromm, E. (1956). The Art of Loving. Harper & Row.
  • Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score: Brain, Mind, and Body in the Healing of Trauma. Viking.
  • Lavner, J. A., et al. (2021). Within-Couple Associations Between Communication and Relationship Satisfaction Over Time. Journal of Family Psychology, PMC8915221
  • CDC (2022). Intimate Partner Violence: Statistics & Impact. Centers for Disease Control and Prevention.
  • WHO (2020). Violence Against Women Prevalence Estimates, 2018. World Health Organization.
  • Levant, R. (2018). Masculinity Reconstructed Project. Harvard University Department of Psychology.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim