Geçmişin Gölgesinde / Çocukluk Travmaları ve Daha Sonraları
Geçmiş Travmaların Yaşamın Geri Kalanındaki İzleri Üzerine
Merhaba Sevgili Dostlar...
Harvard Üniversitesi’nin 80 yılı aşkın süredir devam eden “Yetişkin Gelişimi Araştırması” gösteriyor ki; bebek, çocuk ve ergen yaşların, erişkin dönem mutluluğu ve sağlığı üzerinde belirleyici rolleri var. (Harvard Adult Development Study)
Çalışmanın en çarpıcı bulgularından biri şu:
Çocuklukta yaşanan travmatik deneyimler, yetişkinlikte ruhsal bozukluk riskini %40’a kadar artırıyor. Bir başka çarpıcı sonuç ise; Çocuklukta yaşanan sevgi eksikliği ve ihmal, yine yetişkinlikte ruhsal bozukluk riskini % 40 artırıyor. (Harvard Second Generation Study)
Travmanın etkileri üzerine yapılmış en kapsamlı ve sarsıcı çalışmalardan bir diğeri de Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) ve Kaiser Permanente'nin ortak yürüttüğü ACE’s (Olumsuz Çocukluk Deneyimleri) çalışmasıdır.
Bu araştırma, çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimlerin sayısının (ACE skoru), ilerleyen yaşlarda sadece ruh sağlığı sorunları riskini değil, aynı zamanda kronik hastalıklara bağlı erken ölüm riskini de doğrudan ve istatistiksel olarak artırdığını kanıtlamış.
Bu bilimsel gerçekler, travmanın ruhumuza ve bedenimize işlemiş biyolojik bir iz olduğunu gösteriyor sevgili dostlar. Geçmişin gölgesi, bugün en somut haliyle hayatımızın her alanında üzerimizdedir.
Yani geçmiş, yalnızca geçmişte kalmıyor sevgili dostlar;
Geçmiş dediğimiz yaşantı deneyimlerimiz, bugünümüzü şekillendirdiği gibi yarınımızı da şekillendiriyor.
Travma Nedir?
Psikolojide travma, bireyin ruhsal olarak başa çıkma kapasitesini aşan olaylar karşısında yaşadığı yoğun kaygı, korku, dehşet ve çaresizlik hali olarak tanımlanır.
Bağlanma Teorisi (John Bowlby) ise bize şunu söyler:
“Çocuklukta bakım verenle kurulan ilişki, yaşam boyunca tüm ilişkilerin şablonudur.”
ACE Study (Adverse Childhood Experiences) ise gösteriyor ki;
Çocukluk çağı istismarı, ihmal ya da aile içi şiddete maruz kalmak, erişkin dönemde depresyon, anksiyete, bağımlılık ve kronik hastalıklarla doğrudan bağlantılıdır.
Çocukluk travması, yetişkinlikte kendisini en çok, olayların travmatik bir biçimde yeniden canlandırılması (travmatik yineleme) yoluyla gösterir. Çünkü travma deneyimi sadece büyük etki bırakan, tek seferlik olaylar olarak tanımlanamaz. Cinsel istismar, ani kayıplar, savaş, kazalar vb. bizi en çok yaralayan olaylar, tekrarlayan biçimde zihinde yaşatır.
Sartre’ın dediği gibi; “Geçmişin ağırlığı, özgürlüğün önündeki en büyük engeldir.”
Modern toplum, insanı başarı ve tüketim kültürünün gölgesinde, geçmişin görünmez kılınması gerektiğine şartlandırıyor. “Geçmişi bırak, önüne bak” söylemi, aslında bireyin temel varoluşunu yok saymasını söylüyor. Oysa geçmişimiz, bugün bizim "kim" olduğumuzdur. Yarınları daha da güvenli yaşamak için bakmamız gereken tek yer, geçmiş yaşam tecrübelerimizdir.
Çocukluk ve ergenlik çağlarında ihmal, sevgi eksikliği, sürekli eleştiriye ve küçümsemeye maruz kalmak birer travmadır. İnsan beyni unutsa da tecrübe hatırlatıcı olur. Travmalar, ilişkilerde, seçimlerde, stres yaratan dönemlerde tekrar ortaya çıkabilir. Alice Miller “Çocuklukta bastırılmış acılar, erişkin yaşamda tekrar tekrar kapıyı çalar.” demiştir.
Ayrıca konunun pekişmesi açısından; Bessel van der Kolk’ın sözlerine yer vereceğim;
“Travma, yaşanılan olay değil; onun beden ve zihin üzerindeki kalıcı izidir.” demiştir. (The Body Keeps the Score - Beden Kayıt Tutar adlı eserinde)
Ayrıca Kompleks Travma unsurları, sürekliliği olan "duygusal ihmal, eleştiri veya değersiz kılınma" gibi, tek bir olay olmayan, ancak sürekli devam eden deneyimlerden kaynaklanır. Bu tür travmalar, genellikle daha sinsi ve benlik saygısı üzerinde daha yıkıcı etkiler bırakır. Erkek ve kadın bireylerde farklılaşan ancak ömür boyu görülebilecek Kompulsif tekrarlara yol açabilir. Bireyler farkında olmadan aynı durumları yeniden ve yeniden deneyimlemek zorunda kalabilir. (Kompulsik Tekrarlar- Travmatik Yineleme-Travmatik Tekrarlama)
Kompleks Travmanın Cinsiyetlere Göre Yeniden Deneyimlenmesi
(Travmatik Yineleme ya da Travmatik Tekrarlama)
Kompleks Travma, kişinin yetişkinlikte ilişkileri ve kendini sabote etme biçimleri oluşturabilir. Ancak toplumsal roller, bu yeniden deneyimleme (travmatik yineleme) biçimini farklılaştırmaktadır. İlişkilerde kaçınma davranışı, sürekli birbirine benzer özelliklerde kişilere çekim duymak, benzer kişilerle benzer ilişkiler yaşamak, tekrar eden hatalar yapmak vb.
1. Kadınlarda Travmatik Yineleme
(Kadınlarda Kompleks Travma ve Travmatik Yineleme Testi için buraya bir link gelecek.)
Toplumsal beklentiler genellikle kadınları "duygusal bakıcı", "uyumlu" ve "sevgi alma ve sevgi verme arayışı" türünde rollere iter. Bu rol, olası travmanın aşağıdaki şekillerde tezahür etmesine yol açabilir.
a) Sınır Koyma Güçlüğü ve Kodepandans (Bağımlılık)
Travma Kaynağı:
Duygusal ihmalden kaçınma, sevgiyi hak etmek için sürekli çaba harcama.
Duygusal ihmalden kaçınma, sevgiyi hak etmek için sürekli çaba harcama.
Yeniden Deneyimleme:
Partnerin duygusal ihtiyaçlarını sürekli kendi ihtiyaçlarının önüne koyma, hayır diyememe ve kötü muamele görse bile ilişkide kalma (bizim mahkumiyet dediğimiz durum) döngüsüne girme.
b) Öfkeyi İçselleştirme ve Depresyon
Travma Kaynağı:
Değersizlik hissetmeye maruz kalma veya sürekli eleştirilme.
Yeniden Deneyimleme:
Öfkeyi sürekli kendine çevirme. Kronik kaygı, depresyon veya bedensel belirtiler (somatizasyon) olarak ortaya çıkar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmekten çekinme davranışı görülebilir.
2. Erkeklerde Travmatik Yineleme
(Erkekelrde Kompleks Travma ve Travmatik Yineleme Testi için buraya bir link gelecek.)
Gelenekselleşmiş eril kültür, erkekleri "güçlü", "duygusuz" ve "başarılı" olmaya zorlar. Bu, travmanın gizlenmesine, kaçınmaya ve beraberinde, sürekli olarak kontrol mekanizmalarının devreye girmesine yol açar.
a) Duygusal Kapanma ve Kaçınma
Travma Kaynağı:
Erkekler ağlamaz, erkek adamsın güçlü olacaksın, erkeksen yaparsın türünde kültürel baskı ve eleştiriler.
Erkekler ağlamaz, erkek adamsın güçlü olacaksın, erkeksen yaparsın türünde kültürel baskı ve eleştiriler.
Yeniden Deneyimleme:
Duygusal yakınlaşmadan kaçınma (kaçıngan bağlanma). Stres anlarında duygusal olarak çekilme ve kendini işe, hobilere veya bağımlılıklara yönlendirme. Duygusallık yerine "rasyonellik" zırhına bürünme.
b) Kontrol ve Güç Mücadelesi
Travma Kaynağı:
Çocukluk çağında şiddete maruz kalan erkek bireyin yaşadığı korku, teslimiyet, güçsüzlük ve çaresizlik hisleri.
Yeniden Deneyimleme:
Yetişkinlikte bu çaresizliği hissetmemek için ilişkide sürekli kontrolü ele alma çabası (önceki yazımızda bahsettiğimiz güç mücadelesi). Duygusal acıyı göstermek yerine, öfke veya manipülasyonla tepki verme eğilimi. Çünkü öfke, çaresizlikten daha güçlü hissettirir.
Kompleks Travma, her iki cinsiyet için de özgüveni yok eden ve kişiyi çocukluk senaryolarını yeniden canlandıracak "tanıdık" ama yıkıcı ilişki dinamiklerine tekrar tekrar iten travmalardır.
Sonuç Olarak Mesele Şu;
Çocukluk-Ergenlik çağı travmaları, yaşamımızın geri kalanına görünmez zincirler halinde bağlıdır. Travmalar, yüzeyde olan basit semptomlardan ibaret değildir. Temelde oluşan yapısal kusurlardır ve iyileşme, acının içinden geçmeyi gerektiren derin ve zorlayıcı bir süreçtir. Birçoğumuz farkında bile olmadan travmalarımızı omuzlarımızda taşırız. Travmalarımız geçmiş yaşam deneyimlerimizdir ve bizi tanımlar. Ama geleceğimizi inşa ederken belirleyici olmasına engel olabiliriz.
İnsan Travmalarından Nasıl Kurtulur? İyileşme mümkün mü?
Tabi ki travmaların etkisinden kurtulmak ve iyileşmek mümkündür sevgili dostlar...
Amerikan kişisel gelişiminden ezberlediği üç beş cümle ile sözde psikolog-psikiyatrist-yaşam koçu diye sosyal medyada gezinen etkileşim avcısı beyinsizlerin “Geçmişi unut, geleceğe odaklan.” safsatalarının aksine, Harmonide sizi yüzleşmenin ve farkındalığın gücüne davet ediyor olacağım.
İyileşme süreci kolay değil. Anca güçlü olmayı gerektiren bir şey de değil. Çünkü iyileşmek "güçlenmek"ten çok, duygularımızı daha güvenli şekilde yönetme çabasıdır.
Çocukluk-Ergenlik Dönemi Travmalarının
Erişkin Yaşamdaki İzleriyle Bireysel Mücadele
Erişkin Yaşamdaki İzleriyle Bireysel Mücadele
Geçmişte olanları, yaralarımızı, yaşadığımız acıları, kırgınlık ve pişmanlıkların hepsini "bizi biz yapan şeyler" olarak kabullenmek, iyileşmenin ilk adımını atmaktır... Unutmayın ki; olan biten durumlar karşısında düşünce kalıplarını değiştirmeden sonucuna yönelik bir değişim oluşturamayız. Evet bunları hayata geçirmek ve uygulayabilmek maalesef buraya yazmak kadar kolay değil ancak Lao Tzu'nun dediği gibi "En uzun yolculuklar atılacak ilk adımla başlar."
Anlık Müdahale
Beynimiz travmalara tepki verir. Travma tetiklenmesinde beynimizin bize verdiği bir tek komut vardır. "Hayatta kal."
Bu sinyalin anlamı "kaç ya da savun" demektedir.
Dolayısıyla travmamızın tetiklendiğini hissettiğimizde yapacağımız şey beynimizin tepkisini regüle etmektir. Travmanın tetiklenmesiyle birlikte kaygı veya panik anlarında yapmamız gereken şey beynimize güvenli hissetmesini sağlamaktır.
Etrafına bak. Bulunduğun ortamdaki beş tane nesneyi renkleriyle say.
Örneğin; 1. Mavi defter, 2. Kırmızı halı 3. Yeşil kaplı telefon, 4. Siyah laptop 5. Küçük gri kedi.
Örneğin; 1. Mavi defter, 2. Kırmızı halı 3. Yeşil kaplı telefon, 4. Siyah laptop 5. Küçük gri kedi.
Ya da bu nesnelere 5 kez temas et. Koltuğa, yastığa, masaya, pencereye, o küçük gri kediye temas et. Bunları yaparken burundan derin nefes alıp ağzından yavaş yavaş nefesini ver. Sonra bunları beşer kez değil dörder kez yap. Sonra üçer kez. Sonra ikişer ve sonra birer kez...
Beynine "Şu an güvendeyiz aslan parçası. Kontrol bende. Merak etme." mesajını gönderdin bile...
Ayrıca dostlar, travmatik unsurların daha az kaygı ve panik yaratması için düzenli hareketler önerilir. Beynimiz daha sağlıklı kimyasal/hormonal salınım yapacağı için zırt pırt "Hayatta kal." sinyali göndermeyecektir. Örneğin Yoga, hafif koşu, basit egzersizler, yürüyüş veya dans gibi ritmik hareketler bedende biriken stresli enerjiyi boşaltmanın ve sinir sistemini dengelemenin en kolay yoludur.
Ruhsal/Psikolojik Müdahale
Kompleks travmaların en yıkıcı izi, kişinin kendi kendine tekrarladığı acımasız ve sürekli saldırgan, kırıcı ve eleştirel sestir. Bu sesi kısmanın ve kendimize öfkeli iç sesimizle uzlaşmanın ilacı; Öz Şefkattir.
Kendini eleştirmelisin ama bunu yıkıcı, kırıcı ve suçlayıcı şekilde yapmamalısın. Hele ki travma etkisiyle bunları zaten yapmamalısın. Travma yaşayan küçük bir çocuğu yıkıcı ve kırıcı şekilde eleştirir miydin? Zannetmiyorum.
O yüzden travman tetiklendiğinde iç sesin sanki küçük bir çocuğu karşısına oturtup, merhametli ve destekleyici bir şekilde konuşuyor olmalı. Kendinle iletişimi bu şekilde kur. Ayrıca hata yapmanın, doğruyu seçememenin, yanlışa düşmenin insan olmanın bir parçası olduğunu da kabullen. Aynı hataları tekrarlama yeter.
Bazı travmalar utançla taşınır. Çevrende yakın ilişki içerisinde olduğun, güvenilir, yargılayıcı olmayan biriyle kırılganlığını, çaresizliğini, utancını, paylaş. Ya da bir psikoterapist ile...
Unutma ki sevgili dostum; anlaşılma, görülme, hissedilme ve yargılanmadan kabul görme, utancın, pişmanlığın duvarlarını yıkar geçer.
Travmaların, yetişkin çağlarda travmatik yinelemeye neden olduğunu yazmıştım yukarıda;
İlişkilerindeki sürekli tekrar eden sorunları anlamaya çalış. Partner seçimi veya çatışma anlarında verdiğin tepkileri, bunların hangi çocukluk senaryosunu yeniden canlandırdığını anlamaya çalış. Bu bilinç, doğrudan otomatik pilotu devre dışı bırakmak olacaktır.
Eğer farkında olmadan güvenli-tanıdık-bilindik geldiği için aynı tip ve davranışlarda bulunan partnerlere çekiliyorsan, bilinçli olarak güvenli partnerleri ve ortamları tercih etmeyi denemelisin. Sürekli aynı yolu seçip, aynı yere çıkmaktan şikayet etmemeli, yolu değiştirmeyi seçmelisin. Güvenli bağlanma deneyimini yeniden inşa etmenin başka yolları da var ve bunları bu blogda kaleme alacağım. Yazdığımda da linkini buraya atacağım :)
Sevgili dostlar, kendinizle ve geçmişinizle girdiğiniz savaşları tek başınıza vermek zorunda değilsiniz. Çünkü yalnız değilsiniz. Harmoni sana destek olmak için burada.
Travmaların hayatımızda bıraktığı izleri anlamlandırmak, kendi değerimizi yitirmemize engel olmak mümkün. El ele, omuz omuza, sırtı sırta (sevişmeye doğru gitmesin diye göz göze ve dudak dudağa yazmıyorum) ama hep birlikte aşamayacağımız sorun yok.
Okuduğunuz için teşekkür ediyorum.
Bana her konuda ulaşabileceğinizi belirtmek istiyorum.
Kişisel meseleler için cemalmuhsin.bulut@gmail.com
Harmoni etkinlikleri, hizmetleri, vesaireleri için harmonikulup@gmail.com
Bana her konuda ulaşabileceğinizi belirtmek istiyorum.
Kişisel meseleler için cemalmuhsin.bulut@gmail.com
Harmoni etkinlikleri, hizmetleri, vesaireleri için harmonikulup@gmail.com
Herkese sevgiler
Herkese saygılar
Görüşmek üzere sevgili dostlar
Cemal M. Bulut

Yorumlar
Yorum Gönder