Cinsel Travmaların Duygusal İlişkilere Etkisi

Güvenin Yerini Korku ve Utanç Aldığında,
Alev Alev Yanan O Aşk Biter ve
Yerini Buz Kesen
Soğuk Bir Savaşa Bırakır...

Merhaba sevgili dostlar.

Bazen aşık olduğumuz insanla mahremiyetimizi paylaşmak üzere heyecanla yakınlık kurmaya başladığımız anda, kalbimizde taşımayı hiç hak etmediğimiz bir yük bedenimizi ele geçirir. Bir anda donar kalırız. Gücümüz çekilir. Kalbimiz heyecandan değil de, utançla ya da korkuyla atmaya başlar. Aynı anda öfke ve keder dolarız iliğimize kemiğimize kadar. Bazen gözlerimiz dolar… bazen hıçkıra hıçkıra ağlarız…

Geçmişte, en savunmasız olduğumuz durumda, maruz kaldığımız istismarın ya da tacizin neden olduğu travma, yıllar sonra sevdiğimiz insanın masum bir dokunuşuyla, öpücüğüyle, sıcacık nefesinin tenimize değmesiyle yeniden kapımızı çalabilir. Heyecanla atması gereken kalbimizde, durduk yere korkutucu ve mide bulandırıcı bir savaş, yeniden ve yeniden başlayabilir.  


Cinsel taciz ve istismar kurbanı bireyler kendisine sürekli şu soruları sorar;
"Bu yükle yaşamaya mahkum muyum?" ve “Bu yükü taşıyan bir tek ben miyim?”

Çünkü!
Yaşanan kabusun arkasından geriye kalan hissin adı utanç… 
Bu utancın etrafında örülü duvarların adı da bastırılmışlıktır...

Bu soruları kendine soran sevgili dostlarım bilsinler ki;
Hayır! O yükle yaşamak zorunda değilsin.
Ve o yükle yaşayan da bir tek sen değilsin.

Maalesef, bu travmalarla yaşayan insanların sayısı, tahmin ettiğimizden çok daha fazla. Türkiye’de yapılan kapsamlı araştırmalar, her 4-5 kadından birinin ve her 7-8 erkekten birinin cinsel travmaya neden olan istismar ve taciz durumlarına maruz kaldığını gösteriyor. 

Travmatik deneyimler, sadece korkutucu ve utanç verici bir anı olarak kalmıyor.
Ruhsal Travma Alanı çalışmalarında kurucu ve öncü olan Dr. Bessel van der Kolk’un belirttiği gibi; Beden kayıt tutuyor. 

Yani cinsel travma, zihnimizde olduğu gibi; mutlak güven gerektiren en mahrem alanımızda, bedenimizin de bilinçdışı bir alarm sistemi kurmasına neden oluyor.

Bessel van der Kolk "Beden Kayıt Tutar" adlı kitabında şöyle ifade ediyor;
“Travmaların izleri sadece zihinde değil, bedende de saklanır. Beden, tıpkı zihin gibi yaşanan acının tanığıdır.”

Son yıllarda yapılan tüm araştırmalar da bu sözleri doğruluyor sevgili dostlar;

  • Harvard Üniversitesi’nin 2019’da yayımladığı bir çalışmaya göre, cinsel travma yaşamış bireylerin %70’inde uzun vadeli güven ve bağlanma sorunları görülüyor. (Kaynak)

  • Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 raporuna göre, travma sonrası stres bozukluğu yaşayanların üçte biri, romantik ilişkilerde yakınlıktan kaçınma davranışı sergiliyor.

  • Van der Kolk’un kendi klinik gözlemleri de gösteriyor ki, bastırılmış travmalar en çok bedensel tepkilerle (ani kasılmalar, soğuk terleme, hareketsizleşme, ağlama krizleri) kendini dışa vuruyor.

Dolayısıyla Travmayı sadece “geçmişte yaşanmış, kötü bir anı” olarak değil, ruhumuzda, bedenimizde ve ilişkilerimizde yaşamımıza eşlik eden kötülüğün yaşayan izleri olarak görmeliyiz.

İşte bu yüzden, cinsel travma yaşayan bir birey için en büyük cesaret eylemi, utancı ve suskunluğu bir kenara bırakıp, kendi ruhu için güvenlik talep etmektir. O utanç döngüsünü kırmanın tek yolu, o yarayı ve acısını görünür kılmaktır.

Bu acı dolu ve zorlu gerçeklik, cinsel yakınlığı, haz dolu bir paylaşım olmaktan çıkarıp, hayatta kalma mücadelesinin verildiği en korkutucu alana nasıl dönüştürüyor, gelin bilimsel bilimsel inceleyelim.

Cinsel Travma Nedir;

Cinsel Travma (Sexual Trauma) cinsel istismar, rıza dışı deneyimler, sürekli cinsel utandırma gibi, kişinin cinsel kimliğini ve güvenliğini derinden sarsan deneyimleri kapsayan genişletilmiş bir tanımdır.

Travmanın bedensel olarak oluşturduğu tepkiler, travmanın sinir sisteminde depolanmasıdır. Bedenin tepkileri kas gerginliği, kalp çarpıntısı, nefes tutma refleksi ve uyuşukluk hisleriyle ortaya çıkar. Travmanın sinir sisteminde depolanması Somatik Bellek (Somatic Memory) olarak tanımlanır. 

Cinsel yakınlık anında, yoğun stres ve kaygı ile bedensel hafıza devreye girer. Beden, kişinin kontrolü dışında tepki vermeye başlar. Hatta kişi kontrolü o kadar kaybeder ki, travmatik tetiklenme ile birlikte kontrolsüz biçimde donma, bayılma, yaşananlara anlam verememe, aniden duruma ve ortama yabancılaşma tepkileri ortaya çıkabilir. Yoğun kaygı veya tetiklenme anında zihnin beden ayrışması olarak tanımlanan Disosiyasyon durumu gerçekleşebilir. 

Bunların hepsi, cinsel ilişki sırasında oluşabilecek travma tetiklenmesi neticesinde, beynimizin hayatta kalma tepkileridir.

Cinsel Travmanın İlişkilere Etkisi

Cinsel travmalar, genellikle duygusal ilişkilerdeki güven, yakınlık ve arzu hislerinin merkezine yerleşir. Travmatik bireyin hem kendi bedenine hem de cinsel davranışlarına etki edebilir. Bessel van der Kolk’un ifadesiyle, “Travma yaşayan kişi, kendi bedeninde değildir.”

Psikoloji bilimine göre cinsel travmaların ilişkilere etkisi aşağıdaki dinamiklerde görülebilir;

Güvensizlik:

Travma, temelde güven sarsıcıdır. Cinsel taciz ve istismar öyküsü ihanet barındırır. Travma mağduru kişi için kendini güvende hissetmek pamuk ipliğine bağlıdır.

Bu nedenle travma geçmişi olan bireyler duygusal olarak partnerlerine, ya çok fazla bağlı ya da tam tersi, duygusal olarak uzak/soğuk davranışlar sergilerler.

Kaçınma:

Travmanın tekrar tetikleneceği kaygısı, zaman içerisinde, bilinçsizce yakınlıktan kaçma refleksi oluşturabilir. Partnerin ilgisi, sevgisi ya da fiziksel teması, bir güven alanı değil, tehdit unsuru gibi hissedilebilir. Travma geçmişi olan kişi, her yakınlıkta yeniden bu tehditle tetiklenebilir.

Duygusal Mesafe (Beden-Zihin Arasında):

Travma sonrası birey, bedeniyle duygusal dünyası arasında görünmez bir duvar örer. Bu ruhsal olarak bir öz savunma biçimidir. Diğer partner tarafından genellikle soğukluk, arzu edilmeme ya da ilgisizlik olarak algılanır. Oysa temelde yatan sorun, sevgisizlik, arzu duymamak veya ilgisizlik değildir. Temel sorun, stres, kaygı ve korkudur.

Kontrol İhtiyacı:

Travma yaşayan bireylerin zihni yaşam boyunca “sakın kontrolü kaybetme” mesajı verir. Bu yüzden bazı bireyler ilişkide sürekli kontrol ihtiyacı hissederler. Sürekli denetleyici veya her şeyi planlamaya çalışan roller üstlenebilirler. Bu durum kontrolcü şemadan ya da ilişkide gereksiz sorumluluk almaktan değil, travmanın tetikleyici unsurlarından kaçınmak içindir.

Cinsel İsteksizlik veya Duyarsızlaşma:

DSM-5’te “Cinsel İstek Bozuklukları” arasında yer alan travma sonrası cinsel isteksizlik, özellikle kadınlarda yüksek oranda görülür. Erkeklerde de ise Cinsel İstek Bozukluğu daha az görülürken, yaygın olarak cinsel fonksiyon bozuklukları görülür. (Ereksiyon problemleri veya erken boşalma gibi.)

Beden ve Kendilik Algısında Bozulma:

Travma, kişinin kendine ve bedenine yönelik yabancılaşma, utanç veya tiksinme duyguları geliştirmesine neden olabilir. Bu da cinsel yaşamı keyifli bir paylaşım olmaktan çıkarır, tamamen reddedilmesine yol açabilir. Partnerinin mutsuz olmasından, ilişkinin kötüye gitmesinden, kaybetme korkusundan çekinerek, zorla cinsellik deneyimleyen insan sayısı hiçte az değildir. Oysa partnerlerin birbirlerine ve ilişkilerine yaptığı asıl kötülük, rıza ve onam olmadan yaşanan cinsel ilişki deneyimidir.

Aşırı Cinsellik (Hiperseksüalite):

Bazı bireylerde bedenini kontrol etme, güçlenme veya geçmişteki çaresizliği bastırma amacıyla cinsel davranışlara aşırı yönelme görülebilir. Bu yönelim, travmanın etkilerine yönelik gelişen bir savunma mekanizmasıdır. Travma geçmişini bilmeyen diğer partner bu yönelimi, seks bağımlılığı ya da sapkınlık olarak yorumlayabilir.

Travmanın Cinsiyete Göre Farklılaşan İzleri

Cinsel travma, herkesin bedeninde ve ruhunda iz bırakır, ancak toplumsal roller (Örneğin erkekten performans, kadından fedakârlık bekleme.) bu izlerin ilişkide kendini gösterme biçimini şekillendirir.

Kadınlarda Yaşanan Temel Problemler: Utanç ve Ayrışma

Kadınlar, toplumumuzda genellikle  birer cinsel obje olarak görüldükleri için, travmanın yıkıcı etkilerinde genellikle "bedeni reddetme ve duygusal kapanma" ortaya çıkma eğilimindedir. 

Ayrıca kadınlarda hazzı hissetmek, bir anda tehlikeye maruz kalmak gibi hissettirebilir (bilinçdışı olarak). Bu yüzden kadınlar, kendi cinsel arzularını tanıma ve sahiplenme güçlüğü yaşar, orgazm olma güçlüğü çektikleri görülür.

“Kadın fedakarlığı ve uyumlu Olması" kadınlarımız üzerindeki toplum baskısıdır. Bu beklentiler nedeniyle hayır demekte zorlanma görülebilir. Rıza göstermese bile sırf partneri mutlu olsun diye kendi kendini istemediği ilişkiye katlanmaya zorlayabilir.

Erkeklerde Yaşanan Temel Problemler: Performans ve Kontrol

Erkekler, ataerkil zihniyet nedeniyle duygusal kapanma ve cinsel rolü güç/başarı ile eşleştirmektedir. Dolayısıyla travmayı kendi kontrol alanında tutma ve baskılama eğilimindedir.

Travmatik çaresizliği hatırlatan bir durum olan başarısızlık korkusu, cinsel işlev bozukluklarına (tam ereksiyon olamama, erken boşalma) yol açabilir. Performans odaklı kültürün baskısı, travmayla birleşerek erkeğin cinsel yaşamını yok edebilir. Daha da kötüsü, sapkınlığa, psikopatiye, sosyopatiye eğilim oluşturabilir.

Erkeklerin yaralarını göstermemek için duygusal yakınlıktan kaçınma davranışı sıklıkla görülmektedir. Duygusal paylaşımı reddederek cinselliği sadece rahatlatıcı bir eylem olarak yaşama da görülmektedir. 

Ayrıca erkeklerde cinsel ortamı veya partneri sürekli kontrol etme ihtiyacı doğabilir. Bu durum, partnerin özgürlüğünün elinden alınmış olmasına ve sürekli baskı hissetmesine neden olabilir.

Cinsel Travmaya Karşı Zaferin Adı: Güveni Geri Alma

Travmatik unsurlarla mücadele, bireyin zihinsel olarak yeniden güvende olduğunu hissetmesiyle başarılı olur sevgili dostlar. 

Bessel van der Kolk’un “Beden Kayıt Tutar” kitabındaki şu sözü burada çok etkili olabilir:

“İyileşme, önce kendine sonra başkalarına yeniden güven duymayı öğrenmektir.”

Travma Nasıl Geçer? Yanıtlar Aşağıda;

Radikal Rıza (Radical Consent) / Yetkiyi Geri Al:

Cinsel deneyimin içgüdüsel amacı üreme olsa da, insani amacı partnerle ortaklaşa doyuma ulaşmak için zevk oyunu oynamaktır. Fakat partnerin gönlü olsun diye her an, her dokunuşa "Evet" demek zorunda olmadığımızı unutmamalıyız. Diğer yandan “Hayır” deme hakkımızı da duygusal bir tepki almadan kullanabilmeliyiz. Bu nedenle partnerimizle açıklık ve dürüstlük ilkesiyle konuşmalıyız. Kontrolü geri almanın ve güvenli ilişkiyi tesis etmenin ilk adımı budur.

Bedenle İttifak (Somatik Çalışma):

Bedenimiz düşmanımız değil. Bedenimiz, ayağımızın tırnağından, saçımızın her teliyle bizi diğerlerinden ayıran, bizi biricik kılan özellikler taşır. İnsanlar cinsel travmalar yaşadıklarında genellikle kendilerini suçlama eğilimindedir. Kendilerini suçladıkça da kendilerini değersizleştirirler. Bedenlerini kusurlu ve utanç verici hissedebilirler. Kendimizle barışmak, bedenimizle de barışmak demektir. Bedenimizin de ruhumuzun da bir suçu yok. Bunu hatırlayarak bedenimizle ittifak kuracağız. Ve sonrasında cinsel yaşamımız, travmaların etkisinden kurtulmaya başlayacak.

Utanç Zincirini Kır (Terapi ve Paylaşım):

Tüm sorunlarımızı partnerimizle paylaşmalıyız. Eğer travmaların tetiklendiği durumlarda iyileşme görülmüyor ise; Travmalarımızı bir profesyonel (travma odaklı çalışan bir terapist) ile paylaşmaktan kaçınmamalıyız. "Seni buraya getiren ne?" sorusunu yanıtlamaya başladığımız andan itibaren kendimizle ilgili sorunları şefkatle çözmeye başlayacağız.

Sevgili dostlar;
Cinsel travmalar, hayatımızın kontrolünü de ilişkilerimizin kontrolünü de elimizden alabilir. Buna engel olmak için hem sevgiye, hem de tedaviye ihtiyacımız var. Geçmişimizi sahiplenerek, sevgiyle, güvenle, sabırla bu tedaviyi sağlayabiliriz. Burada partnerimizin rolü “kahraman” olmak değil, “ortak” olmaktır.

Kendimizi yeniden sevmek, aşık olduğumuz insana da sevgiyle ve güvenle dokunabilmenin ilk adımı olacak. “Bu hayatta en güvenli liman benim sevgim." diyebildiğimiz an iyileştik demektir. 

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.
İncelemek isteyenler için travma üzerine yapılan çalışmalara dair kaynaklar aşağıda

Umutla ve sevgiyle kalın lütfen.

Cemal M. Bulut

Kaynaklar (dash.harvard.edu)

PTSD Symptoms: Romantic Relationships with Individuals çalışması,
Travma sonrası stres belirtileri yaşayan bireylerin, ilişkilerindeki “uzaklaşma, güven sorunu, yakınlıkta zorlanma” gibi davranışlarla, cinsel travmaların bağlantısını inceliyor.

PTSD in the year following sexual assault: A meta-analysis
Bu çalışmada cinsel saldırı mağdurlarında travma sonrası stres bozukluğunun yaş, cinsiyet, dağılımı üzerinden verilerini inceleyebilirsiniz. 

PMC Partners’ experiences of their loved ones’ trauma and PTSD,
Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşayan bireylerin partnerleriyle ilişkisinde kalite düşüşü ve duygusal zorluklar yaşandığını ortaya koyuyor. 

PMC A Rapid Review of Dual-Trauma Couples çalışması,
Travma yaşayan kişilerle partnerlerinin etkileşimini inceliyor. Travmaların ilişkilere ne kadar güçlü etki ettiğini görmek açısından önemli bir çalışma. 

SAGE Journals - Child Sexual Abuse as a Unique Risk Factor for the
Bu çalışma, çocuklukta cinsel istismarın erişkinlikte ilişkiler, cinsellik ve bağlanma dinamikleri üzerindeki etkilerini incelemiş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim