Yeniden Güvenmek Mümkün mü?

Merhaba dostlar,

İnsanların tüm ilişkilerinde (iş ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri, duygusal ilişkiler, aile ilişkileri vb.) güven duygusuna ihtiyacı vardır. 

Psikoloji biliminde en yaygın kabul gören tanımına göre güven, "bir başkasının niyetlerine veya davranışlarına ilişkin olumlu beklentiler içerisinde olmak, o kişinin davranışlarından zarar gelmeyeceğine hatta fayda sağlanacağına dair inanç.” olarak ifade edilir.

Ama konumuz bu değil. Konumuz, Romantik İlişkilerde kaybedilen güven duygusunu yeniden kazanmak.

“Güvenin bir kez yıkıldı mı bir daha hiç kimseye güvenemezsin.
“Güvenini kaybettiysen o ilişkiden fayda gelmez.” 

Yukarıdaki sözleri muhtemelen sıkça duymuşsunuzdur. Popüler kültürde ve hatta birçok insanın kişisel deneyimlerinde, ihanetle sarsılan bir ilişkinin artık asla eskisi gibi olamayacağı inancı, adeta bir yaşam mottosu haline gelmiştir. 

Oysa, ilişki psikolojisi alanında yıllarca çalışmış duayen isim Dr. John Gottman ve ekibinin yaptığı kapsamlı araştırmalar, neredeyse ilişkilerde motto haline gelmiş inancın her zaman geçerli olmadığını gösteriyor. 

Gottman ve ekibi, güven duygusunun bir binanın temeli gibi sarsılabileceğini, ancak doğru malzemeler ve kararlı bir mimaride yeniden güçlü bir şekilde inşa edilebileceğini ortaya koymuşlardı.

Peki, gerçekten de; Kaybedilen Güven Yeniden İnşa Edilebilir mi?

İhanetle Sarsılan Güven Duygusu Üzerine

Ne demiştik dostlar; "Güven, sağlıklı bir ilişkide var olması gereken sadece bir duygu değil, bir inanç sistemidir." 

İlişkilerimizde partnerimizin bize karşı her koşulda iyi niyetli olacağına, sevgisini ve saygısını koruyacağına, bizi olumsuz duygulardan koruyacağına ve yanında olmadığımız zamanlarda bile ona güvenebileceğimize dair derin bir inanç geliştiririz. 

“Nasılsa batacak” diyerek bir gemiye, "Nasılsa düşecek." diyerek bir uçağa biner misiniz?
Oysa deniz dalgalı, belki de fırtınalıdır ve bir dalga ya da ters bir rüzgar, gemiyi alabora edebilir. Bir anda gemi suların dibine doğru gömülürken, kendimizi dalgalı suların ortasında nefes almaya çalışırken bulabiliriz.

İşte bütün mesele de budur aslında. 

Seni batmadan güvenli limana götüreceğine inandığın gemi denizin karanlığına gömülürken, dalgaların ortasında yaşama savaşı vermeye başladığında, yani “güven duygusu sarsıldığında” sadece bir hayal kırıklığı yaşamakla kalmaz, adeta bir travma geçirirsin. 

Beynin, en güvenli liman olarak gördüğü yerde bir tehdit algılar ve bu, ruhunda derin bir şok etkisi yaratır. Zihnin sana sürekli "Artık hiçbir şey güvenli değil" sinyali vermeye başlar.

Çünkü aslında güven, bir duygudan ya da inançtan daha fazlasıdır dostlar;
Güvenli bağlar kurmamıza, risk almamıza ve yakınlığı deneyimlememize olanak tanıyan psikolojik ve nörobiyolojik bir histir. 

Güvenimiz sarsıldığında, sadece ilişkilere, ilişkide olduğumuz kişiye değil, dünyaya ve hatta hayata karşı güvenlik duygumuzu yitirebiliriz. Çünkü güvenin sarsılmasına vesile olan durum ya da durumlar sadece eylemden ibaret değildir. Aslında olan, senin kimliğine, benlik algına ve dünyaya olan inancına yönelik bir saldırıdır. 

Ve bu saldırılar karşısında "Ben kimim ki, bu bana yapıldı?" ya da "Ben bunu hak edecek ne yaptım?" gibi sorularla boğuşurken, hem kendine hem de en yakınındaki kişiye yabancılaşabilirsin.

Sevdiklerimizden gelen güven ihlallerinin neden bu kadar yıkıcı olduğunu ve acı verdiğini Dr. Jennifer Freyd’in “İhanet Travması Teorisi” (1996) çok net açıklar. 

Dr. Jennifer Freyd'e göre bu durum aslında “Ben sana güvendim ama sen beni incittin.” uyumsuzluğundan doğan kişisel bir acıdır. Bize zarar veren, bizi kıran ve yıkan kişi aynı zamanda sevgi, koruma veya zarar görmemek adına güvendiğimiz biridir. Güvenimizi kıran durum, aslında bir durumdan daha fazlasıdır. Varoluşumuza yönelik bir tehdittir. Ve beynimiz, aynı anda iki çelişkili gerçeği barındırmak zorunda kalır… 

“Seni seviyorum ama sen benim sana olan güvenimi kırdın.”

Bilimsel Bilimsel Güvensizlik Etkisi

Nörobilim, bu çelişkinin ruhsal olarak zorlayıcı olduğunu destekler sevgili dostlar. 

Araştırmalar, ilişkilerde yaşanan güven sarsıcı durumların nörolojik olarak hem ruhsal-fiziksel acı hem de korkuyla ilişkili olan bölgeleri (anterior singulat korteks ve amigdala dahil olmak üzere) aktive ettiğini göstermektedir (Eisenberger & Lieberman, 2004). 

Bu aktivasyon, özellikle duygusal ilişkilerdeki sadakatsizlik mağduru (ihanete uğrayan kişi) için gerçekten de fiziksel ve ruhsal olarak dayanılmaz bir hale gelebilir. Sinir sistemi sanki fiziksel olarak yaralanmışız gibi tepki (acı ve korku) verir. Nasıl vermesin ki… çünkü gerçek anlamda yaralanmışızdır.

Kırılan güven, genellikle hipervijilansı (duyusal hassasiyetle yüksek alarmda olan ve tehlikeyi tarayan bir sinir sistemi) tetikler. Tetiklenmiş haldeki birey sıklıkla gelgit dalgasında olduğunu hisseder. Tıpkı travma sonrası stres bozukluğunda olduğu gibi geçmişte yaşanan problemler yeniden ve yeniden tetiklenir.

Fakat dostlar bilmelisiniz ki beynimizin bu aksiyonları koruyucudur ve ihanete uğrayan herkeste yaygın olarak görülür.

Tekrar Güvenilir mi?

Bilimsel veriler ve terapi süreçlerinden elde edilen deneyimler “Evet.” diyor sevgili dostlar… Güvensizliğin onarılabileceğini ve insanın yeniden güven inşa edebileceğini gösteriyor. 

Ancak yeniden güven inşa etmek, sihirle ya da büyüyle gerçekleşmez. Bu, durumu, yıkılan bir binanın yerine yeni bir bina inşa etmek gibi bolca emek, sabır ve elbette sağlam adımlar atmayı gerektiren bir süreçtir.

Mazeretsiz Bir Özür.

Unutulmamalıdır ki ihanet davranışından sonraki süreç, ihanet eden için utanç verici, ihanete uğrayan için ise acı vericidir. Dolayısıyla güven, tutarlı ve dürüst davranışlarla, sabırla ve anlayışla inşa edilmelidir.

Güveni sarsan ve yıkan kişi için ilk ve en önemli adım, eyleminin tüm sorumluluğunu mazeretsiz bir şekilde üstlenmektir. Aldattığı ve ihanet ettiği kişiyi suçlamadan, yargılamadan, “Ama”sız ve “fakatsız” şekilde, dürüstçe, şeffaflıkla hatasını kabullenmelidir. 

Aldatılan kişi, aldatan kişinin pişmanlık ve hatta suçluluk hissettiğinden emin olmalıdır. Bunlar yeniden inşa edilecek güven duygusunun temelidir. Ve çok önemlidir sevgili dostlar.

Çiftlerin birbirine ve ilişkilerine destekleyici olmaları, yeni sınırlar çizmeleri, yeni bir yol haritası belirlemeleri ve tüm bu süreçte yıkıcı olmaktan kaçınmaları oldukça önemlidir. Ve unutulmamalıdır ki; birlikte, el ele, omuz omuza aşılan zorluklar, daha güçlü ve derin bir bağa dönüşebilir.

Biliyoruz ki; güven bir kez kırıldığında, onarması ve tekrar inşa etmesi kolay bir his değildir.

Ve yine hepimiz biliyoruz ki; Her güven ihlali de onarılmaya değmez. Bazen tek doğru yol, batan gemiyi denizin dibinde bırakmak, yüzerek kendi güvenli limanımıza ulaşmaktır. 

Asıl soru, "Güven yeniden inşa edilir mi?" değil, "Biz, bu zorlu ve acı verici süreci göze alacak kadar, bu ilişkiyi ve birbirimizi değerli görüyor muyuz?" sorusudur. 

Bu soruya evet dendiğinde ihanet, ilişkinin sonu olmaz. Eğer her iki taraf da gerçekten isterse, daha derin ve güçlü bağlarla o ilişki sürdürülebilir. Bu durumda yeniden güven inşa etmek için atılacak sağlam adımların başlangıcı, sadece ve sadece dürüstlük, sorumluluk, sabır ve emekle mümkündür.

Okuduğunuz için teşekkürlerimle.
Kimseye hiçbir nedenle ihanet edecek kadar şeytanlaşmamanız ve hiçbir nedenle şeytanlığa maruz kalmamanızı dilerim.
Cemal M. Bulut
cemalmuhsinçbulut@gmail.com

Yazıda Geçen Çalışma ve Araştırmalara Dair Kaynaklar;

  • Balliet, D., & Van Lange, (2013)
    “Güven, Çatışma ve İşbirliği” Psikolojik Bülten, 139. sayfa.
  • Freyd, J.J. (1996).
    “İhanet Travması” Harvard Üniversitesi Yayınları.
  • Eisenberger, N. I., & Lieberman, M. D. (2004).
    “İhanet Neden Acı Veriyor: Nörobilişsel Örtüşme.” Bilişsel Bilimlerde Eğilimler, 8(7), 294–300.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim