Stres Sadece Stres mi?

Stresli olduğunuz zamanlarda çevrenizdeki insanlardan "Sıkıntı yaptığın şeye bak. Aman canım, seninki de dert mi?” diyerek küçümseyici sözler duydunuz mu?

Stres bazen sadece hayatın olağan akışında karşımıza çıkar. Sınav stresi deriz. Toplantı stresi deriz. Kimi zaman annemizin sert sözleri, kimi zaman sevgilimizle yaşadığımız tartışma üzerimizde baskı yaratabilir. Farkında bile olmadan  vücudumuz bu baskılarla sorunlar yaşayabilir. Metabolizmamızdan tutun, düşünce fonksiyonlarımıza, hafızamıza, mide ve bağırsaklarımıza etki eden sonuçları olabilir bu stresin.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından '21. yüzyılın salgını' olarak adlandırılan stres, Pandemi döneminden sonraki yıl Amerikan işletmelerinde, çalışanların yaşadığı stres belirteçleri nedeniyle 300 milyar dolara yakım sağlık maliyetleri oluşmuş. Aynı yıl işten ayrılan kişilerin %39'u stresten muzdarip olduğu belirtilmiş.

Dünya Sağlık Örgütüne göre COVİD'in insanlar üzerinde yarattığı stres etkenlerine ek olarak, iş yaşamı, ekonomik sorunlarun derinleşmesi, artan şiddet dünya nüfusunun yarısından fazlasını strese maruz bırakmış. (Tanıdık geldi mi?)

Forbes dergisinin 2023 Mart sayısında belirtildiği üzere Indeed.com tarafından yapılan bir araştırma, Avrupa ülkelerinde çalışan nüfusun yüzde 52'si pandemiden (2021) bu yana stres ve tükenmişlik sendromu yaşadığını bildirmiş. (MGMA, 2024).

Sevgili dostlar stres insan yaşamında motive edici bir kaynak olsa da aşırı Stres ya da Kronik Stres, insanları içten içe ve yavaş yavaş çürüten bir "hastalıktır."


Psikoloji Bilimine Göre Stres Nedir?

Psikolojide stres, organizmanın iç ya da dış talepler karşısında verdiği fizyolojik ve psikolojik tepki olarak tanımlanır. 

Yani stres, sadece bir sinir bozukluğu ya da motivasyonsuzluk hissi oluşturduğunda dahi ciddiye alınması gereken bedensel ve ruhsal alarm sistemidir. 

Kalp hızının artmasından, uyku düzeninin bozulmasına, bağışıklık sisteminin zayıflamasından, depresif ruh haline kadar geniş bir yelpazede sorunlarla karşımıza çıkar.

Üstelik stres, sanılandan çok daha derin, zorlayıcı, hatta yıkıcı bir güçtür. Beynimizin tetiklediği bir "savaş ya da kaç" tepkisidir. Vücudumuz adrenalin ve kortizol hormonlarıyla dolar, kalp atışlarımız hızlanır, sinirlerimiz ve kaslarımız gerilir.

Ve ne yazık ki, bizim topraklarımızda bu "tehdit" algısı, anlık bir tehlike olmaktan çok, yaşamın ta kendisidir.

Türkiye Stres Cumhuriyeti

Kronikleşen stres, Türk insanı için modern dünyanın aksine “yoğun trafik” veya “kalabalık metro istasyonları” sorunlarının çok ötesindedir sevgili dostlar. Sosyoekonomik ve sosyokültürel yapımızda stresin dinamikleri, modern ülkelerde insanların yaşadığı stresten büyük ölçüde farklıdır. 

Bir yanda geçim sıkıntısı, bir yanda işsizlik korkusu, bir yanda politika, aile içi baskılar, kültürel çatışmalar, liyakatsizlik, özgürlük alanlarının kısıtlanması, bilim ve rasyonaliteden uzaklaşma, yaşam tarzlarındaki farklılıkların oluşturduğu kutuplaşmalar ve çatışmalar, ekonomik baskının getirdiği zorluklar ve umutsuzluk… Beraberinde bireyselleşmenin getirdiği güvensizlik iklimi, hasarlı ilişkiler, empati yeteneğinin körelmesi, duyarsızlık, hoşgörüsüzlük, hakkaniyetsizlik, cehalet karşısında Türk insanın yaşadığı stres…

Bu coğrafyada en acı olan da stresin bir “güçsüzlük” olarak görülüyor olması. İnsanlar yardım istemekten utanıyor. Oysa psikolojide stres, “kişinin kapasitesini aşan yük” olarak görülmektedir. Yani aslında sorun bireyin kendisinde değildir. Yükün ağırlığındadır. Ama stres altında yaşam mücadelesini sürdüren insanımız çevresi tarafından güçsüzlükle yargılanabiliyor.

Benim gözümde çağımızın en büyük yanılgısı, “zorluklar karşısında güçlenme” bahanesi altında insanlara dayatılan esaret zinciri. İnsanımız bir yandan, makine gibi sınırsız çalışmaya, başarılı ve verimli olmaya, diğer yandan duygularını bastırıp, tüm bu olumsuz iklimde güçlü görünmeye zorlanıyor. Ruhumuzdaki tahammülsüzlüğün, öfke patlamalarının ve duygusal olarak kendilikten ve de hayattan kopuşların zemini böyle hazırlanıyor.

Stres Altında Beden ve Ruh Nasıl Tepki Veriyor?

Stres bizim için faydalı bir durum yaratabilir. Önemli bir sınav öncesi, bir mülakat ya da toplantı öncesi hissedilen gerilim yaşamak normaldir. Hatta bu gerilim, stres konu olan durumun üzerine daha da odaklanmamızı, düşünme gücümüzü artıra bilir.

Bir adım daha ileri gidecek olursak; Bir arkadaşımızla veya aile üyelerimizle bir çatışma yaşamışızdır.  Patrondan azar işitecek bir hata yapmış olabiliriz. Okulda teslim etmemiz gereken proje henüz tamamlanmamışken, proje teslim tarihini daha erkene çekebilir hocalarımız. Böyle durumlarda oldukça fazla stres hissetmemiz de normaldir. Bunların hepsi başımıza gelmiştir ve çoğumuz, kontrolün hala bizde olduğunu ve buna benzer stres durumlarını atlatmayı deneyimlemişizdir.

Bir adım daha ileri gidelim. Bazen yaşanan durum ne olursa olsun, aşırı stresli hissedebiliriz. Stres yaratan durumla ilgili hiçbir kontrolünüz yokmuş gibi hissedebiliriz. Kendimizi yorgun, bitkin, tükenmiş hissedebiliriz. Gece uykularında zorluk çekebilir, iştahımız kapanabilir, ya da iştahımız açılabilir, çevremizdeki her an her şey sinirlerimizi hoplatabilir. Bu da demek ki stresimiz artık onu yönetemeyeceğimiz bir noktaya ulaştı. Evde, okulda, işte, ilişkilerimizde etkili olmaya başladı. Ve tüm bunlarla başa çıkmak için ihtiyaç duyduğumuz güce (iç kaynaklara) sahip olmadığımızı hissediyoruz.

Geçmiş olsun bize.

Stresin Psikolojik Etkileri

Stres, vücudumuzda "savaş ya da kaç" tepkisini tetikleyerek bir dizi fizyolojik değişikliğe yol açar. Kronikleştiğinde ise bu durum, kalbe ve damarlara kalıcı zararlar verir.

Stres, kan basıncını (tansiyonu) yükseltir. Sürekli yüksek tansiyon, atardamarlara zarar vererek kalp krizi ve felç riskini artırır.

Stres ile birlikte salgılanan kortizol gibi hormonlar, vücutta kronik iltihaplanmaya neden olur. Bu iltihaplanma, damar sertleşmesini (ateroskleroz) hızlandırarak kalp krizi riskini katlar.

Sonuç olarak, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Kalp Derneği gibi kuruluşlar, stres yönetimini kalp ve damar sağlığı için hayati bir önlem olarak tavsiye etmektedir.

Bedensel Yıkım:
Stres, bağışıklık sistemimizi çökerterek bizi hastalıklara karşı savunmasız bırakır. Baş ağrıları, sindirim sistemi sorunları, kas gerginlikleri ve en önemlisi, uykusuzluk… Hissettiğimiz sürekli gerginlik hali vücudun kendini yenileme yeteneği yok eder. Aslında bedenimiz bize “lütfen biraz duralım ve biraz soluklanalım” diye çaresizce yalvarıyordur.

Ruhsal Yıkım: 
Stres altındayken, en küçük şeye bile öfkelenir, sevdiklerimize karşı tahammülsüz olur ve hem geleceğe, hem de hayata karşı karamsarlık ve umutsuzluk besleriz. Stres, beynimizin mantıklı düşünme yeteneğini zayıflatır. Bizi daha dürtüsel ve duygusal kararlar almaya iter. Bir anda ağzımızdan çıkan yıkıcı sözlerin, kolayca şiddete yönelmenin, hatta ilişkilerde yıkıcı davranışların arkasında çoğu zaman stresin neden olduğu yorgunluk, bezginlik ve tükenmişlik yatar. 

Stres Yönetimi mi Nedenselliğin Farkındalığı mı?

Ne yazık ki, modern dünya bize stresle başa çıkmayı, basit ve geçici çözümlerle sınırlıyor.
"Yoga yap, Meditasyon yap, pozitif düşün…" 

Elbette bunlardan fayda sağlayan insanlar vardır ancak Psikoloji bilimi bize şunu söyler;
Gerçek stres yönetimi, strese neden olan durumların kendisiyle savaşmak değil, stresi hissetme nedenlerini keşfedip onlarla savaşmaktır.

Sınır çizmeyi öğrenmek, "hayır" diyebilme cesaretini göstermek, zorlayıcı ilişkilerde sağlıklı bir konum almak ya da korunmak, duygularımızın ve tepkilerimizin kontrolünün bizde olduğunu kabul etmek gibi psikolojik yetenekler, stresle mücadelede insanın en önemli kozlarıdır.

Unutmayın ki sevgili dostlar;
Bedenimiz ve ruhumuz bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Stresin bir “kusur” değil, bir “uyarı” olduğunu anlamalıyız. Bedenimizin ve ruhumuzun verdiği sinyalleri görmezden gelmeyi bırakmalıyız. 

Psikoterapi, meditasyon, egzersizler, sağlıklı sosyal ilişkiler… Bunlar stres ile mücadelemizde etkili olacağı gibi kendini duymayı ve dinlemeyi öğrenirsen de, hayatın yükünü sırtlamanın zorluklarından kurtulabilirsin.

Okuduğunuz için teşekkürlerimle…
Herkese stresin yükünden uzak, huzurlu ve mutlu günler diliyorum.
Olabildiğince...

Cemal M. Bulut.
cemalmuhsin.bulut@gmail.com

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kitap Önerisi - Küçük Prens

Kitap Önerisi - İnsanlığımı Yitirirken

Sen Kimsin? Benlik-Kişilik ve Değişim