Erkek Egemen Cinsel Yaşam
Merhaba sevgili dostlar,
Bugünkü yazımızda cinsel yaşamda eşitsizlik oluşturan en önemli etkenlerden birini kaleme alıyorum;
Erkek Egemen Kültürde Cinsel Yaşam
Erkek egemen kültürde cinsellik, her şeyden önce erkeklik ispatıdır. Bu nedenle cinsellik hem erkek ve hem de kadın için "erkeğin gücü" ve "performansı" üzerinden gösteri halinde yaşanır. Çünkü erkek egemen kültürde cinsellik, karşılıklı zevkten çok; güç, kontrol, haz ve doyum eşitsizliği üzerinden şekillenmiştir. Kadınların bedeni, arzuları ve sınırları görmezden gelinir.
Erkek egemen kültür, cinselliği erkek hazzına indirgeyerek zehirler. Erkek için tüm odak, vajinaya boşalmaya yönelik hedefler, o hedeflere varmaya yönelik yolculuktur. Karşılıklı olarak hissedilen yakınlık, oyunlar, fanteziler ve duygular (aşk, sevgi, tutku gibi duygular) geri plandadır. Önceki yazılarımızda bahsettiğimiz narsisistik eğilim ve güç mücadelesinin, yatak odasındaki halidir. Hatta yatağın tam üstündedir. Erekte haldedir. Cinsel ilişki, erkeğin erkekliğinin kanıtı, herhangi bir aksaklık ise "kimliğin iflası" olarak algılanır. Dolayısıyla; cinsel ilişki bu yönüyle, erkek için bir risk alanıdır. Fakat bu risk eril egemenliğin sirkülasyonunu sağlar. Erkek her türlü riski alır. Çünkü ispat edilmesi gereken orgazmlar vardır. !!!
Madem cinsiyetler arası kültürden konuşuyoruz, o zaman öncelikle bu meselenin sosyolojik dinamiklerine değinelim;
Toplumsal Roller:
“Erkek alır, kadın verir.” anlayışı, cinselliği bir alışveriş değil, bir tahakküm sahnesine dönüştürmüştür.
Medya ve Pornografi:
Porno kültüründe erkek egemendir. Gerçek dışı senaryolarla bu eşitsizlik beslenir. Kadının bedeni, hareketleri, hazzı ve zevk çığlıkları, sadece sahne dekorudur. Filmlerin son sahnesi erkeğin boşalmasıdır.
Ayıp – Günah – Yasak Üçgeni:
Cinsellik konuşulmadı, öğrenilmedi. Gizli, bastırılmış, utançla yoğrulmuş bir alan olarak büyüdü.
Mutsuz cinsel yaşamların en önemli nedeni, Erkek Egemen Kültürün insanımıza bir mirasıdır sevgili dostlar. Erkek zevkine ve orgazmına odaklı cinsel yaşamlar, aslında sadece kadını değil, bütün ilişkiyi sabote etmektedir. Beraberinde kadınların cinsel ilişki sonrası kendini yabancı hissetmesi, yalnız hissetmesi, hatta pişmanlık hissetmesi, cinsel ilişki esnasında kendisini ikinci plana atılmış hissetmesiyle ortaya çıkıyor. Gerçek hazzı, zevki ve doyumu yaşamak yerine, rol yapma davranışı örüntü haline geliyor.
Bilim Ne Diyor?
Sosyoloji ve Psikoloji bilimi, Erkek Egemen Cinsellik için “Cinsel Senaryo Teorisi” (Sexual Script Theory) diyor.
Yani insan denen varlık, cinselliğini kendi kendine keşfetse de cinsel yaşamı kültürden öğrendikleriyle deneyimleyen bir senaryo.
Buna göre; Erkek egemen kültürün oluşturduğu senaryo ise, cinselliği haz odaklı bir paylaşım olmaktan çıkarıp, performans ve hedef odaklı bir göreve dönüştürmüş olmaktır. Bu senaryonun ortak sonucu: erkekler için performans ve başarı kaygısı, kadınlar için ise baskı ve rollenme olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu hem bireysel hem de toplumsal birer problemdir. Burada ele aldığımız problem, Erkek Egemen Cinsel Senaryodur arkadaşlar.
Bu senaryoda:
Erkek: Cinselliği başlatan, yönlendiren, domine eden ve aktif olan taraf. Başarı, genellikle ereksiyon, penatrasyon türleri, fantezileri ve orgazm ile ölçülür.
Kadın: Alıcı, erkeğin arzusuna karşılık vermekle yükümlü olan taraftır. Orgazmı ise ikincil, hatta ikramiye-hediye olarak görülür.
Bu senaryonun kaçınılmaz sonucu ise hem erkek hem de kadın için Cinsel Performans Kaygısıdır. Bu kaygı, zevkin en büyük düşmanıdır.
Cinsel Senaryo Teorisine göre sevgili dostlar; Bu zorba kültürden kurtulmadan, gerçek tutkuyu, hazzı ve doyumu yaşamak, ne yazık ki mümkün değildir.
Bu senaryo, erkekleri de tuzağa düşürür. Onları sürekli yüksek arzuya sahip, duygusuz, makineleşmiş bir performans gösterisine hapseder. Bu, erkeğin kendi duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelmesine yol açar, bu da en nihayetinde gerçek arzuyu öldürür.
Kadınlar, partnerlerinin egolarını korumak ve cinsel deneyimin "sorunsuz" ilerlediği illüzyonunu sürdürmek adına sahte orgazmlara, rollere yönelirler. Devamında ise cinsel yakınlık kurmak istemediği anlarda dahi istekli görünmeye zorlar kendisini. Bu durum, uzun vadede kadınların kendi cinsel sinyallerine güvenmemesine daha da önemlisi gerçek hazzı ve doyumu deneyimleyememesine neden olacaktır.
Cinsel terapi amacıyla terapi odalarında soluğu alan erkek bireylerin partneriyle yakınlaşma anında sürekli olarak "doğru adımları atıp atmadığını" veya cinsel ilişki esnasında "yeterince iyi olup olmadığını" kontrol etmekten, boşalmaya giden yoldaki zevkten, hazdan ve doyumdan bir şey anlamadığı ifade ettiği görülür. Başarısızlık kaygısı o kadar yoğundu ki, zamanla cinsel yaşamdan tamamen kaçış görülebilir.
Cinsellik, sadece içgüdüsel olduğu için bile öğrenmeyi gerektirmez. Tam tersine bireyin cinselliği partneriyle birlikte şekillendirdikleri bir eğlence alanı olmalıdır. Cinsellik, büyük ölçüde öğrenilmiş iletişim becerileri ve kültürel mitlerden arınma gerektirir. Eşlerin/Partnerlerin her konuda olduğu gibi bu konuda da açık iletişim içerisinde olmaları oldukça önemlidir.
Erkeklerin her zaman seks istediği ve her an cinsel birleşmeye hazır olduğu düşüncesi yanlıştır. Bu yanlışın nedeni de erkek egemen kültürün kendisidir. Bu kültürel mit, erkekleri sürekli arzulu ve hazır rolü oynamaya iter. Erkekler de tıpkı kadınlar gibi yorgunluk, stres veya duygusal kopukluk nedeniyle arzu eksikliği yaşar. Bu rolü oynamaya çalışmak, performans anksiyetesini üçe beşe katlar. (bilimsel anlatı diye çıktığım yolda roman havasına bağladım.)
Filozof Michel Foucault, kültürel güç mitlerinin sadece ilişkileri değil, bizzat cinselliği de tanımlayıp ve kategorize ettiğini ifade etmiştir. Focault’a göre eril baskın cinsel senaryoda, güç mitleri, arzunun doğasını alt üst eder. (Cinselliğin Tarihi - Bilme İstenci adlı kitabı.) Cinselliğin nasıl kültürel bir inşa haline dönüştüğünü anlamak ve kendi kalıplarını sorgulamak isteyenler için kitap önerisi olsun :)
Sevgili dostlar;
Erkek egemen kültürün dayattığı cinsellik, aşkı ve cinselliği bir göreve ve bu göreve bağlı rollere dönüştüren bir tuzaktır. Cinselliği bir transaksiyon (bir şeyi başarıyla yapma) olarak görmeyi bırakıp, bir oyun alanı olarak görmeye başladığımızda, sağlıklı ve gerçek doyum ile hazzı deneyimlemiş olacağız.
Sağlıklı Cinsel Yaşamın Dinamikleri;
Gerçek cinsel güç (sağlık demek daha doğru olabilir), partnerimizle birlikte sahne ışıklarını kapatıp, özgürce birbirimizin zevk ve mutluluğuna odaklandığımız bir oyun oynamaktır. Bu özgürleştirici dönüşüm yolculuğunda temel ilke eşitliktir.
Cinsel Eşitlik:
Karşılıklı hazzın ortak üretim alanıdır. Kimse kimseden üstün değildir. Esther Perel ablamız cinselliği konu ettiği kitabında “Arzu, eşitlik ve özgürlük olmadan karşılanamaz.” demiştir.
Sınırların, isteklerin, arzuların konuşulabildiği ilişki, sağlıklı cinsel ilişkinin en temel unsurudur.
Erkeklerin, partnerini gerçekten duymayı öğrenmesi gerekir. Pornografi ve geleneksel söylemin yerine, eşitlikçi, duyarlı ve sahici cinsel anlatıların yaygınlaşması şarttır. Simone de Beauvoir “Kadın doğulmaz, kadın olunur. Kültürün baskısı kadınlığın sınırlarını çizer.” diyerek erili kültüre meydan okumuştur. Keza Bell Hooks da “Patriarka, erkeklere güç verdiğini söylerken aslında onları dehşetli bir yalnızlığa mahkûm eder.” diyerek erkek egemen kültürün zararlarından birini gözler önüne sermiştir.
Cinselliği yeniden keşfetmek, kalıplarla değil, sevgi, eşitlik ve ilgiden beslenen bir alan haline getirmekle mümkündür.
Sağlıklı olmadığı sürece hiçbir ilişkiye girmeme bilincini yaşatmanız dileklerimle.

Yorumlar
Yorum Gönder